Ehliyet almak iyice zorlaşıyor

Yıllardır eleştirilen sürücü eğitimine nihayet neşter vuruluyor. Milli Eğitim Bakanlığı, kurslarla ilgili yönetmeliği değiştiriyor

Yeni taslağa göre artık motor dersi yok. Yerine güvenli sürüş teknikleri öğretilecek. Direksiyon eğitimine ağırlık verilecek. Adaylar, yağmurlu, kaygan ve normal yol şartlarında sınavdan geçirilecek. Şerit ihlali yapan bile ehliyet alamayacak.

İstatistiklere göre trafik kazalarının 10’da 9’u sürücü hatalarından kaynaklanıyor. Eleştiri okları sürücü kurslarına yöneltilirken, artık buralarda verilen eğitime Avrupa Birliği (AB) standardı getirilecek. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni yönetmelik taslağına göre, motorlu taşıtlar kurslarında gerekliliği tartışma konusu olan motor bilgisi dersi kaldırılacak. Yerine güvenli sürüş teknikleri dersi getirilecek. Toplam 20 saatlik direksiyon eğitiminde ise kursiyerlere kaygan, yağmurlu ve normal yollarda sürüş eğitimi verilecek. Direksiyon sınavlarında da adaylardan söz konusu şartlardaarabakullanmaları istenecek.

Düzenlemeyle direksiyon sınavlarını Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı öğretmenler yerine ileri sürüş tekniklerinde uzmanlaşmış eğitmenler yapacak. Yazılı sınavlar kaldırılacak. Adaylara verilen şifreyle sınavlarelektronikortamda gerçekleştirilecek. İlgili bakanlıklara gönderilen 60 maddelik taslağın önümüzdeki ay Başbakanlık’a sunulacağı öğrenildi. Yönetmeliği 3 yıldır beklediklerini vurgulayan Sürücü Kursları Konfederasyonu Başkanı Dursun Önal, motor dersinin güvenli sürüş teknikleri dersiyle değiştirilmesini ‘gerekliliğin yerine getirilmesi’ olarak değerlendirdi.

Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü yetkilileri, sürücü eğitimine AB standartları getirecek yönetmelik taslağını tamamladı. Taslakta sürücü eğitimine devrim niteliğinde değişiklikler getirecek maddeler bulunuyor. Buna göre sürücü adaylarının en çok şikâyet ettiği konuların başında gelen motor dersi kaldırılarak yerine güvenli sürüş teknikleri dersi getirilecek. Zira motor dersinde gösterilen eğitimin sürücüler için günlük hayatta karşılığı bulunmuyor. Yeni araçların elektronik sistemleri ve motorları derslerde anlatılanlardan çok farklı.

Sıkça tartışma konusu olan direksiyon eğitimleri de mercek altına alınıyor. Buna göre verilmesi zorunlu olan 20 saatlik direksiyon eğitimleri, sürücü kurslarının bilgilerinin işlendiği modül üzerinden denetlenecek. Adaylara, direksiyon sınavında kaygan, yağmurlu ve normal yolda sürüş sınavları yapılacak. Sınavlar MEB’e bağlı öğretmenler yerine ileri sürüş teknikleri eğitimi almış uzman eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek. Emniyet kemeri, ışık ihlali ve şerit dışına çıkma gibi ihlallerde bulunanlar direksiyon sınavında başarısız sayılacak.

Sürücü adaylarının teorik sınavları ise sürücü kurslarınınteknolojivebilgisayarsınıflarında yapılacak. Bunun mümkün olamaması durumunda sınavların Milli Eğitim’e bağlı okulların bilgisayar sınıflarında yapılması öngörülüyor. Hazırlanan yönetmelik görüş ve önerileri alınmak üzere ilgili bakanlıklara gönderildi. Gelen istekler çerçevesinde bir kısım değişikliklere gidildi. Hazırlanan taslağın Talim Terbiye Kurulu ve Sayıştay’a gönderilmesinin ardından aralık ayının sonunda Başbakanlık Mevzuat Dairesi Başkanlığı’na gönderileceği belirtildi. Yeni yönetmeliğin, önümüzdeki yıldan itibaren uygulamaya girmesinin hedeflendiği öğrenildi.

Sürücü Kursları Konfederasyonu Başkanı Dursun Önal, trafik kazalarında yıllardır meydana gelen ölümlerin temel sebebinin sürücü eğitimindeki yetersizlikler ve yanlışlıklar olduğunu hatırlatıyor. Önal, kursların çıkacak yönetmelikle daha sıkı denetleneceğini belirtiyor. Motor dersi yerine planlanan güvenli sürüş teknikleri dersini çok olumlu bulduklarını vurgulayan Önal, teorik derslerin 60 saatin altına düşürülmesinin ise yanlış olacağını ifade ediyor. Bu arada toplam 3 bin 240 sürücü kursunun bilgileri MEB’in denetiminde bulunan modüle yükledi. Böylece sürücü kurslarında verilen eğitimin niteliği, personel ve araç sayısı gibi bilgiler, Bakanlık tarafından detaylı şekilde görülebilecek.

Yeni düzenlemeyle kazalar azalır

Sürücü Kursları Derneği Başkanı Vedat Şahin ise güvenlik sürüş eğitiminde, hız yönetimi, sinyal, şerit ihlali, sollama ve güvenli sürüşlerde uygulanması gereken trafik kuralları gibi hususların gösterileceğini bildiriyor. Şahin, sürücülere güvenli sürüş eğitimi aşılanarak trafik kazalarının da büyük ölçüde azaltılabileceğini kaydediyor.

ZAMAN

Okulda Diyabet Programı başlıyor

‘Okulda Diyabet Programı’ kapsamında tüm Türkiye’de öğretmenler ve öğrenciler için eğitim etkinlikleri düzenlenecek

Türkiye’de bir ilke imza atılarak hayata geçirilen ‘Okulda Diyabet Programı’ kapsamında 14 Kasım haftasında ve sonrasında tüm Türkiye’deki öğretmenler ve öğrenciler için eğitim etkinlikleri düzenlenecek.

Geçtiğimiz sene hayata geçirilen ‘Okulda Diyabet Programı’ (ODP) çerçevesinde öğretmenlerin ve öğrencilerin çocuklarda diyabet, şişmanlık ve sağlıklı beslenme konularında eğitilip bilinçlendirilmesi ve bu yolla sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi amaçlanıyor.

Sağlık Bakanlığı Diyabet Kontrolü programı kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı,Sağlık Bakanlığıve Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği tarafından yürütülen ve sanofi-aventis tarafından koşulsuz desteklenen ‘Okulda Diyabet Programı’ ile hedef, Türkiye’de 750 bin öğretmen ve 17 milyon öğrenciye ulaşarak çocuklarda diyabet belirtileri ve şişmanlık konusunda farkındalık oluşturmak.

14 Kasım haftasında 60 bin okulda diyabet etkinlikleri

Tüm dünyada diyabete dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen 14 Kasım Dünya Diyabet Günü etkinlikleri kapsamında Türkiye’deki 60 bin okulda çeşitli eğitim ve etkinlikler düzenlenecek. 81 ilde düzenlenecek olan 14 Kasım 2011 diyabet etkinlikleri kapsamında Türkiye’deki ilköğretim okullarında ‘Çocuklarda Diyabet’, ‘Çocuklarda Şişmanlık ve Sağlıklı Beslenme’ gibi konuların işlendiği eğitim filmleri ile eğitim yapılacak. Ayrıca öğretmenleri ve öğrencileri bilgilendirmek için eğitim toplantıları düzenlenecek.

Türkiye’de 20 bine yakın diyabetli çocuk yaşıyor

Türkiye’de bugün 15–20.000 civarında diyabetli çocuk var ve bu sayıya her yıl 1700 civarında yeni vaka ekleniyor. Eğitim ortamlarında çeşitli zorluklar yaşayan diyabetli çocuklar en çok kendilerinin beden eğitimi dersleri ve okul gezileri gibi aktivitelerden uzak tutulmaktan, ders sırasında öğün alamamak ve tuvalete gitmelerine izin verilmemesi gibi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor.

‘Okulda Diyabet Programı’ ile hem öğretmenlerin diyabet bulguları konusunda bilinçlendirilmeleri hem de diyabetli öğrencilerin yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor.? ?Şişman çocuk sayısının iki milyona ulaştığı varsayılan Türkiye’de çocuklarda diyabet, şişmanlık ve sağlıklı beslenme konularında ulusal düzeyde bir bilinç oluşturulması amacıyla hazırlanan ‘Okulda Diyabet Programı’nın diğer adımlarını ise ‘Beslenme Dostu Okul Sertifikasyonu’ ve ‘Diyabetli Çocuklara Burs Programı’ gibi projeler oluşturuyor.

Acil Tıp Teknisyenlerine Müjde

Türk Sağlık-Sen tarafından açılan davada mahkeme acil tıp teknisyenleri için Acil Yardım ve Afet Yönetimi Lisans Programı’nı üst öğrenim saydı.

Türk Sağlık-Sen’den yapılan yazılı açıklamaya göre, sendika tarafından Çanakkale’de görev yapan bir acil tıp teknisyenin, Sağlık Bakanlığı’na söz konusu bölümün sağlıkla ilgili üst öğrenim kabul edilmesi için yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine dava açıldı.
Davayı görüşen Çanakkale İdare Mahkemesi verdiği karardasağlıkçalışanlarının bitirdikleri üst öğrenimlerin sağlıkla ilgili bir üst öğrenim olup olmadığına YÖK’ün karar verdiğini hatırlattı. Acil tıp teknisyeninin, Acil Yardım ve Afet Yönetimi Lisans programının kendisi için bir üst öğrenip sayılıp sayılamayacağı konusunda YÖK’e dilekçe ile başvurduğu ve YÖK’ün de bu dilekçeye verdiği cevapta bu bölümün üst öğrenim olduğunu belirttiği kaydedildi.

YÖK kararına rağmen idare tarafından acil tıp teknisyeninin bölümünün üst öğrenim kabul edilerek ücretinin artırılma talebinin reddedilmesinin hukuka uygun olmadığı kaydedildi. Mahkeme acil tıp teknisyeninin idareye başvuru tarihinden itibaren üst öğrenim kabul edilmemesi nedeniyle yoksun kaldığı parasal tutarın da yasal faizi ile ödenmesine karar verdi.

CİHAN

Bilgisayar Oyunları Beyni Değiştiriyor

Farklı ülkelerden bilim adamlarının araştırmasına göre düzenli olarak bilgisayar oyunu oynayanların beyninin, oynamayanlarınkinden çok daha farklı.

Farklı ülkelerden bir grup bilimadamı, bilgisayar oyunları oynamanın beynin yapısında herhangi bir değişikliğe yol açıp açmadığını araştırdı.

”Translational Psychiatry” adlı dergide yayımlanan araştırmaya 154 kişi katıldı.

Araştırmacılar, hepsi 14 yaşında olan katılımcılara haftada kaç saatlerini bilgisayar oyunu oynayarak geçirdikleri sordu ve en az 9 saat oyun oynayanları, ”düzenli oyun oynayanlar” olarak sınıflandı.

Daha sonra yapılan beyin taramaları, düzenli oyun oynayanların beyninde ödül merkezi olarak bilinen ”ventral striatum” bölgesinin daha geniş olduğunu ortaya çıkardı.

Beynin güdüsel sisteminin ana merkezlerinden biri olan bu bölge, kişi olumlu çevresel etkenlere maruz kaldığında ya da para kazanmak, lezzetli bir yemek yemek ve cinsel ilişkide bulunmak gibi haz verici eylemler sırasında aktif hale geçiyor.

Beynin bu merkezi, uyuşturucu bağımlılığını ve gelişmiş muhakemeyi da kapsıyor.

Bulguları değerlendiren bilimadamları, şimdi de oyun oynamanın mı beyinde değişikliğe yol açtığını yoksa beyni farklılık gösteren kişilerin oyun oynamaya daha mı meyilli olduğunu belirlemeye çalışıyor.

AA

Ömer Dinçer: 126 bin öğretmene ihtiyaç var

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığının bütçesi üzerinde konuşan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, atama bekleyenlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğretmen olarak atama bekleyenlerin bir suçunun bulunmadığını, bunun ”sistemik” bir sorun olduğunu ifade ederek, ”Dışarıda 264 bin öğretmenin beklediğini hesap ediyorsanız, kendinizi Milli Eğitim Bakanı’nın yerine koyun, o çocukların sorunlarına cevap üretmeye çalışın lütfen” dedi.

Dinçer, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığının bütçesi üzerinde, atama bekleyen öğretmenlere ilişkin soruları yanıtladı.

KPSS sonuçlarına göre, 264 bin 277 mezunun öğretmenlik beklediğini bildiren Dinçer, her yıl sadece eğitim fakültelerinden mezun olup, öğretmen olmayı bekleyen öğrenci sayısının ise 33 bin 783 olduğunu kaydetti. Dinçer, fen-edebiyat fakülteleri mezunları, mesleki teknik eğitimden sonra pedagojik formasyon eğitim hakkına sahip olanların da dahil edilmesi halinde bu sayının 73 bin 142 kişiye ulaştığına işaret etti.

Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığının, norm kadro sayısını esas almaları halinde 126 bin 137 öğretmene ihtiyacı bulunduğunu ifade ederek, bu ihtiyacın 2014’e kadar 137 bin 806’ya çıkacağını vurguladı.

Bakan Dinçer, geçen yıl yaklaşık 65 bin olan ücretli öğretmen istihdamının, şu anda yaklaşık 60 bin olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

”60 bin ücretli öğretmenin, normal kadrolu öğretmen olarak istihdam edilmesi halinde, -onun karşılığı olan dersleri telafi edecek öğretmen olarak ne kadar ihtiyacımız olarak baktığımızda, bunu üçte iki diye oranlıyoruz-, bugün aşağı yukarı 40 bin öğretmen alsaydık, bu yıl öğretmen açığımız olmayacaktı.

Şu anda bile dışarıda gerçek anlamda 264 bin öğretmenin beklediğini hesap ediyorsanız, kendinizi Milli Eğitim Bakanı’nın yerine koyun, o çocukların sorunlarına cevap üretmeye çalışın lütfen. Bazılarınız öğrencilere yönelik olarak, ‘kendi kabiliyetinize göre yeni işler de bakın’ tavsiyemi belki yadırgadılar, eleştirdiler. Bu rakamları ve tabloyu görseydiniz, o çocukların sorunlarını dert etseydiniz, ne cevap üretirdiniz, lütfen o cevabı siz verin. Bunun bireysel sorun olmadığını, o çocuklarımızın hiçbirinin suçlanmaya gerek kalmaksızın bu sorunu çözmeye yönelik çaba sarf etmeyi, ortak sorumluluğumuz olduğunu da düşünerek söylemeniz lazım. Bu çocuklarımızın suçu yok, sistemik bir sorundur. Bu sorun içinde bu konunun bakanı olarak kısa vadeli, hemen, popülist tavır yerine çok daha kalıcı, kapsamlı stratejiler üreterek sorunları çözmek gerektiği kanaati taşıyorum. Kamuoyuyla konuşurken de bu sorumluluklarımı hissederek konuşuyorum.”

-Öğretmen çalıştayı-

Dinçer, düzenleyecekleri öğretmen çalıştayının bu sorunları çözmeye yönelik olduğunu dile getirerek, günübirlik çözümler yerine kalıcı, sistematik bir analiz ve buna dayalı çözümü de üretecek bir yaklaşım sunmak istediklerini anlattı.

Milletvekillerini çalıştaya davet eden Dinçer, sadece bakanlıkta çalışan değil, tüm ülkenin öğretmen sorununu konuşmaları gerektiğini kaydetti.

Dinçer, gelecek yıllara yönelik öğretmen ihtiyacı planlamasının yapılması, eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirmesini ele almaları, öğretmenlerin seçme ve yerleştirilmesi, istihdam şartları, kariyer meseleleri, mesleki gelişmelerine göz atmaları gerektiğini söyledi.

Bu konuda söz sahibi olabilecek herkesi çalıştaya çağırdıklarını dile getiren Dinçer, konuyla ilgili ulusal bir strateji belirlemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, dershanelere olan ihtiyacı ortadan kaldıracak eğitim sisteminin kurulmasına ağırlık vereceklerini bildirdi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Dinçer, 18. Milli Eğitim Şurası’nda, ‘Andımız’ın kaldırılmasının gündeme konulmadığını söyledi. Dinçer, bir üye tarafından Genel Kurula, ‘Andımızın’ kaldırılması yönünde önerge verildiğini, ancak bu önergenin de reddedildiğini belirtti.

Dinçer, başka bir soruyu yanıtlarken, şu anda 47 bin 234 İngilizce öğretmeninin görev yaptığını, 8 bin 465 öğretmene ihtiyaç duyulduğunu, ancak dışarıdan İngilizce öğretmeni getirmek gibi bir planlarının olmadığını bildirdi.

Dershanelerle ilgili konuya değinen Dinçer, bir yerde talep varsa arzın da ortaya çıkacağını, bu nedenle konuyu tartışırken dershanelerin varlığı üzerinden tartışma yapılmasını doğru görmediğini ifade etti. Dinçer, ”Böyle bir talebi yaratmayacak yapının kurulması gerekiyor. Bundan sonraki süreçte dershanelere olan ihtiyacı ortadan kaldıracak eğitim sisteminin kurulmasına ağırlık verilecek” dedi.

Bakan Dinçer, daha önce bu yönde alınmış tedbirlerin sonucu olarak, Türkiye’de 2009-2010 yıllarında 4 bin 193 olan dershane sayısının, 2010-2011 yıllarında 3 bin 972’ye düştüğünü belirtti.

Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığının bütçesinin aslında Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden daha az olduğu, savunmaya örtülü ödenekten de kaynak aktarıldığına ilişkin eleştiri üzerine, Milli Savunma Bakanlığına, demirbaş sayılacak türden hiçbir alımın örtülü ödenekten karşılanmaması yönünde daha önce düzenleme yapıldığını anımsattı.

Milli Savunma Bakanlığı bütçesini oransal olarak etkileyecek örtülü ödenek aktarımı olmadığını belirten Dinçer, savunma-güvenlik bütçesinin tamamının 38.6 milyar lira olduğunu kaydetti. Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığının, YÖK, üniversiteler, Yurt-Kur, ÖSYM de dahil toplam bütçesinin 56.5 milyar lira olduğunu, bunların içinde yerel yönetimlerin eğitim için ayırdığı kaynağın bulunmadığını söyledi.

-”Kayıtta bağışa karşıyım”-

Okullarda bağış toplanmasına ilişkin eleştirilere de yanıt veren Dinçer, ”Bakan olarak, sadece kayıt dönemlerinde öğrencilerden bağış alınmasını yasaklayan genelge yayınladım. Gönüllü katkı konusunda yasak yoktur. Okul yöneticilerinin kayıt zamanında, kayıt yapıp yapmama gücünü kullanarak öğrenci velilerinden bağış almalarına itiraz ettim. Kayıt yapıldıktan sonra öğrenci velilerinden gönüllü olarak bağış yapılabilir, buna itirazım yok. Kayıt olmayı hak etmiş öğrenciye, ‘siz bağış yapacaksınız’ demeyi ahlaken doğru bulmuyorum. Okula kayıt sırasındaki bağışlara ben karşıyım” dedi.

Dinçer, Türkiyede 42 binden fazla okul bulunduğunu, bağış alan okul sayısının ise 3 bin civarında olduğunu bildirdi.

İstanbul’daki okulların depreme dayanıklılık konusuna değinen Dinçer, 1090 okulun tamamının gözden geçirildiğini, 175 okulun yıkılıp yenisinin yapıldığını, 375 okulun güçlendirildiğini geri kalan okullar için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

Bakan Dinçer, hiperaktif, dikkat eksiği olan ve üstün zekalı çocukların tespiti için çalışmalar yapıldığını, toplum düzeyi geliştikçe, öğretmenlerin eğitimi arttıkça bu çocukların tespiti konusunda daha bilimsel temele dayanan çalışmalar yapabileceklerini kaydetti.

-Derslik başına düşen öğrenci sayısı-

Bakan Dinçer, Türkiyede özellikle İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Van ve Ağrı’daki eğitim sorunlarının, ağır olduğunu söyledi. Dinçer, bu illerde derslik başına düşen öğrenci sayısının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu belirtti.

Ömer Dinçer, İstanbul’da ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısının 45, orta öğretimde 41 olduğunu, Türkiye ortalamasında ise bu rakamların ilköğretim için 31, orta öğretim için 34 olduğunu bildirdi.

İstanbul, İzmir, Ankara gibi illerde okul yapmak için arsa bulma konusunda da sıkıntı yaşadıklarını belirten Dinçer, arsa bedellerinin çok yüksek olduğunu söyledi. Dinçer, her şeye rağmen sorunları aşarak derslik başına düşen öğrenci sayısını 30’a indirmeyi planladıklarını dile getirdi.

Yurt ve pansiyon ihtiyacına değinen Dinçer, özellikle Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu’da bu ihtiyacın karşılanmasına daha fazla önem verdiklerini söyledi. Bu konuda kampanya düzenlenmesi yönündeki önerileri de dikkate aldıklarını ifade eden Dinçer, ”Aynı bölgelerde dersliğe olan ihtiyacımız da çok yüksek. Denge kurmalıyız. Ancak dersliğe daha fazla önem vermemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.

-Sivas’taki konuşma-

Dinçer, daha önce Sivas’ta yaptığı bir konuşma ve intihal iddiasına ilişkin yöneltilen soruya şu yanıtı verdi:

”Sivas konuşmamda ben Cumhuriyete karşı başka sistem önerisinde bulunmadım. Yine bir cumhuriyet önerisinde bulundum. Halk için, halka rağmen ve halk adına yönetmek yerine, demokrasisi gelişmiş cumhuriyeti önerdim. Oradaki temel şey, cumhuriyetin sürdürülebilir yönetim sistemi olarak bu ülkede yerleşmesi ile alakalıydı. Ama bu ülkede maalesef belirli konuları cumhuriyetçilik, devletçilik, laiklik gibi konuları tabu olarak gören, hele hele İslam ile ilgili konuyu gündeme getirdiğinizde tüyleri diken diken olan bazı insanlar, maalesef oradakilerin muhteva olarak neyi demek istediğine bakmaksızın, yapılan değerlendirmeleri cumhuriyetin kendisine yapılmış bir eleştiri gibi algılar. Ben doğrusu bunları ayrıntılı tartışmaya gerek de görmüyorum. Ben bilim adamı olarak o zaman düşüncelerimi ifade ettim. Daha sonra bunlar gündeme geldiğinde de kanaatimi yeniden belirttim.

İntihal meselesi bütünüyle uydurmadır. O bir projedir. Daha önce söylemiştim. Bir YÖK karar verdi cezalandırdı, bir YÖK karar verdi cezamı kaldırdı. Ben de umursamadım. Ben biliyorum, Allah biliyor. O kadar net.

Eğer siz buna bakacak olursanız, birisini yok et, yok etme konusunda eğer gücün yetmiyorsa önce yok edecek zemini hazırla ve yok etmeyi meşrulaştır ve sonra yok et uygulamasıdır, o uygulama.”

Dinçer, terör örgütü PKK yanlısı öğretmenlerin okullara girdiği yönündeki soru üzerine, büyük bir camia olan Milli Eğitimin, geniş bir alanda farklı kesimlerle muhatap olduğunu söyledi. Bu nedenle arzu etmedikleri durumların ortaya çıkabildiğini belirten Dinçer, ”Burada önemli olan, böyle bir olayın varlığı değil. Tekil hadiselerin genelleştirilmemesi, tüm camiaya yansıtılmamasıdır. Ama biz tabii ki tekil de olsa bu tip hadiselere asla izin vermeyiz, bundan sonra da vermeyeceğiz” dedi.

Komisyonda, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM, YÖK ve üniversitelerin 2012 yılı bütçeleri kabul edildi.

AA

Bazı Üniversitelerde Kılık kıyafet sorunu var

YÖK Başkan Vekili Şaban Çalış, bazı üniversitelerde kılık kıyafet ile ilgili sorunlar yaşandığını söyledi.

YÖK Başkan Vekili Şaban Çalış, bazı üniversitelerde kılık kıyafet ile ilgili sorunlar yaşandığını belirterek, “Bu sorunları mümkün olduğunca konsensüs ile zorlamaya mahal bırakmadan çözme yolunu tercih ediyoruz.” dedi.

YÖK Başkan Vekili Şaban Çalış, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada bazı üniversitelerde kılık kıyafet ile ilgili sorunlar olduğunu belirterek, “Kılık kıyafet ile ilgili tartışmalar doğrudur, bazı yerlerde sorunlar olduğu da doğrudur. Ancak bu sorunları mümkün olduğunca konsensüs ile sıkıntı çıkarmadan, bunu yasal bir zemine zorlamaya mahal bırakmadan çözme yolunu tercih ediyoruz. YÖK’ün bu davranışının da takdir edilmesi gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.

Çalış, farklı katsayı uygulaması ile ilgili ise “Biz YÖK olarak katsayının tamamen kaldırılması gerektiği kanaatimizi ifade ettik. Ancak 2547 Sayılı kanunun 45.maddesinde bir düzenlemenin yapılması gerekiyor.” açıklamasında bulundu.

CİHAN

Kırıkkale ve Dicle’ye Akademisyen Alımı

Kırıkkale ve Dicle üniversitelerinin çeşitli birimlerinde istihdam edilmek üzere öğretim üyeleri alınacak.

Akademik personel alımına ilişkin duyurular, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, Kırıkkale Üniversitesi Rektörlüğü, Fen Edebiyat Fakültesine 2 profesör, 6 doçent, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine 4 doçent, Diş Hekimliği Fakültesine 1 profesör, 1 doçent, Hukuk Fakültesine 1 yardımcı doçent, Tıp Fakültesine 3 doçent, 1 yardımcı doçent, Eğitim Fakültesine 1 doçent, Veteriner Fakültesine 1 doçent, Mühendislik Fakültesine 1 profesör, Keskin Meslek Yüksekokulu ile Delice Meslek Yüksekokuluna da 1’er yardımcı doçent alacak.

Başvurular, 15 gün içerisinde şahsen yapılacak.

Dicle Üniversitesi Rektörlüğünce ise Tıp Fakültesine 3 profesör, 3 doçent, 7 yardımcı doçent, İlahiyat Fakültesine 1 profesör, 2 yardımcı doçent, Atatürk Sağlık Hizmet Meslek Yüksekokuluna 1 yardımcı doçent, Hukuk Fakültesine 1 doçent, Ziraat Fakültesine 4 profesör, 4 yardımcı doçent, Diyarbakır Meslek Yüksekokuluna 1 yardımcı doçent, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesine de 3 yardımcı doçent alınacak.

AA

Ali Demir: “Kimseye haksızlık yapılmadı”

ÖSYM Başkanı Ali Demir, 2011’de yapılan 40 sınavda, adaylardan hiçbirine haksız kazanım sağlanmadığını belirterek ispatlanması halinde istifaya hazır olduğunu söyledi.

ÖSYM Başkanı Ali Demir, 2011’de yapılan 40 sınavda, sınava giren adaylardan hiçbirine haksız kazanım sağlanmadığını belirterek, haksız kazanım sağlandığının somut verilerle ispatlanması halinde istifaya hazır olduğunu bildirdi.

Demir, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM, YÖK ve üniversitelerin 2012 yılı bütçelerinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, kendisi hakkındaki soru ve eleştirileri Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in isteğiyle yanıtladı.

ÖSYM Başkanı Ali Demir, göreve geldiği Eylül 2010’da ÖSYM’nin, yönetmelikle yönetildiğini, yasal zemin bulunmadığını, 36 yıldır sözlü talimatlarla yönetildiğini anımsattı. Demir, göreve gelince hızla yasal zemin oluşturduklarını, yasa çıkarıldığını belirterek, bunun sadece teşkilat yasası değil, sınavlarda oluşabilecek her türlü haksızlığa karşı verilecek cezaları tanımlayan bir yasa olduğunu anlattı. Demir, bunun, dönüşümün başlangıcı olduğunu ifade etti.

Tüm iddia ve suçlamalara karşın 2011’de yapılan 40 sınavda sınava giren adaylardan hiçbirine haksız kazanım sağlanmadığını belirten Demir, bundan sonra da sağlanmayacağını bildirdi.

Bilim adamı olduğunu, somut veriler üzerine çalıştığını ifade eden Demir, ”Göreve geldiğim süre içinde haksız kazanım sağlandığı somut verilerle ispatlanırsa kimsenin şüphesi olmasın istifaya hazırım” dedi.

ÖSYM Başkanı Ali Demir, ÖSYM’nin artık çok daha güvenli bir yapıya kavuştuğunu söyledi.

Demir, Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM, YÖK ve üniversitelerin 2012 yılı bütçelerinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, kendisi hakkındaki soru ve eleştirileri Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in isteğiyle yanıtladı.

ÖSYM Başkanı Ali Demir, göreve geldiği Eylül 2010’da ÖSYM’nin, yönetmelikle yönetildiğini, yasal zemin bulunmadığını, 36 yıldır sözlü talimatlarla yönetildiğini anımsattı. Demir, göreve gelince hızla yasal zemin oluşturduklarını, yasa çıkarıldığını belirterek, bunun sadece teşkilat yasası değil, sınavlarda oluşabilecek her türlü haksızlığa karşı verilecek cezaları tanımlayan bir yasa olduğunu anlattı. Demir, bunun, dönüşümün başlangıcı olduğunu ifade etti.

Göreve geldiğinde kurum içinde soru hazırlama biriminin internete bağlı olduğunu, bilgi işlem birimindeki hareketlerin kayıtlarının tutulmadığını belirten Demir, öncelikle bu iki birimi kırmızı bölge ilan ettiklerini anlattı. Demir, buraya iletişim araçlarıyla girilmesini yasakladıklarını, soru hazırlama birimini internette kapattıklarını, tüm giriş çıkışları kontrol altına aldıklarını, fotokopi dahil tüm hareketleri kaydeden bir yapıya geçtiklerini anlattı.

Demir, bugün tüm adayların, ÖSYM’nin internet sitesine giriş çıkışlarının kayıt altına alındığını anımsatarak, ”Bu sayede tüm söylenenlere rağmen söylentilerin aksine ÖSYM artık çok daha güvenli yapıya kavuşmuştur” dedi.

Sınav güvenliğine yönelik yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Demir, sınav güvenliğini, hak ve adaletin tesisi olarak değerlendirdiklerini söyledi.

-”40 milyonluk tasarruf”-

Demir, ÖSYM’deki personel giderlerindeki artışa ilişkin de açıklamalarda bulundu. Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

”2011’e kadar sınav görevlilerinin ücretleri, sınav ihalesi kapsamında yüklenici firma tarafından yapılıyordu. Bu devlete ciddi yük oluşturuyordu. 2011’de ilk kez ÖSYM bütçesinden ödedik, bu nedenle bütçemizde yüzde 68’lik artış oldu. Sınav ücretleri yönetmeliğiyle tüm sınav görevlilerinin ücretleri ÖSYM tarafından ödenecek. Bu sayede 2010’daki tasarrufumuz 40 milyon liradan fazla olmuştur. ÖSYM, 300 çalışanıyla 2011’de 849 bin 150 görevliye ücret ödemiştir. Bu sayı 2012’de KPSS, önlisans sınavı, özürlü memur sınavıyla beraber çok daha fazla olacaktır. ”

-”Kimsenin şüphesi olmasın, istifaya hazırım”-

Demir, tüm iddia ve suçlamalara karşın 2011’de yapılan 40 sınavda, sınava giren 5 milyon 785 bin 790 adaydan hiçbirine haksız kazanım sağlanmadığını, bundan sonra da asla sağlanmayacağını bildirdi.

Bilim adamı olduğunu, sadece somut veriler üzerine çalıştığını ifade eden Demir, ”Göreve geldiğim süre içinde tek bir adaya dahil haksız kazanım sağlandığı somut verilerle ispatlanırsa, kimsenin şüphesi olmasın ki istifaya hazırım” dedi.

AA

Van’da KPDS yapılmayacak

2011 Sonbahar dönemine ilişkin Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (KPDS), Van Sınav Merkezinde yapılmayacak.

ÖSYM Başkanlığından yapılan duyuruda, 2011-KPDS Sonbahar Dönemi Sınavının, 20 Kasım Pazar günü, Adana, Ankara, Antalya, Bitlis, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Samsun, Sivas ve Trabzon illeri ile Lefkoşa’da gerçekleştirileceği bildirildi.

ÖSYM’nin 10 Kasım’da yayımladığı duyuruyla, Van’da meydana gelen son deprem felaketi nedeniyle Van Sınav Merkezi’nde 2011-KPDS Sonbahar Dönemi sınavına girmek üzere Sınava Giriş Belgesini edinen adaylardan Van merkezde sınava girmek istemeyenlerin başka sınav merkezlerinde sınava girebileceklerinin duyurulduğu anımsatıldı.

537 adayın başka merkezlerde sınava girmeyi tercih ettiği bildirildi. Bu adayların, talep ettikleri sınav merkezlerinde sınava girmeleri için gerekli yenilenmiş Sınava Giriş Belgelerini, yarından itibaren ”http://ais.osym.gov.tr” adresinden edinebileceği belirtildi.

-Yenilenmiş Sınava Giriş Belgeleri, yarından itibaren temin edilecek-

Duyuruya göre, devam eden artçı sarsıntılar nedeniyle 20 Kasım 2011 tarihinde Van Sınav Merkezi’nde sınav yapmanın adaylar için de risk oluşturacağı öngörüsüyle Van’da sınav yapılmayacak.

Van Sınav Merkezinde sınava girecek adaylar, Bitlis Eren Üniversitesi yerleşkesinde sınava alınacak. Bu adaylar da hangi sınav binasında ve hangi salonda sınava gireceklerini gösteren yenilenmiş Sınava Giriş Belgelerini, yarından tarihinden itibaren ”http://ais.osym.gov.tr” adresinden edinebilecek.

AA

Van’dan ayrılmak isteyen öğretim üyesi yok

Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal, ”Henüz depremden dolayı (ben gideyim) diyen öğretim üyesiyle birebir muhatap olmadım” dedi ve ekledi:

Battal, “Öğretim üyelerimin öteden beri kadirşinaslığına güveniyorum. Sayın Başbakanımızın bu sözleri, toplumun her kesimini kucakladığını, toplumun her kesiminin sorunlarını yakından takip ettiğini gösterdi” dedi.

Battal AA muhabirine yaptığı açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Erciş Meydanı’ndaki konuşmasında üniversite öğretim üyelerinin ve memurların Van’ı terk etme gibi bir isteğinin olmaması yönündeki sözlerini anımsatarak, ”Sayın Başbakanımızın bu sözleri, toplumun her kesimini kucakladığını, toplumun her kesiminin sorunlarını yakından takip ettiğini gösterdi” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın bölgede önemli bir konuya dikkati çektiğini ifade eden Battal, ”İş adamı veya maddi imkanı yerinde olan biri geçici de olsa kentten gidebiliyor, onlar belli bir zaman sonra döner dönmez, ama bir durum var ki çok önemli. Bir şehrin dinamikleri öğrenciler, personel ve en dinamik kesimi üniversitelerdir. Bir şehir dinamizmini kaybederse şehir kaybolmuş olur. İşte Başbakanımız bunu gördü. Üniversite dinamiğini kaybedersek şehri kaybederiz” dedi.

Prof. Dr. Peyami Battal, Van’ın çok önemli ve misyonu çok güçlü bir kent olduğunu vurgulayarak, ”Misyonu çok güçlü olan bu kent, sahip olduğu değerden hiçbir şey kaybetmesin istiyoruz. Tabi ki afetler geçici psikolojik sorunlara neden olabilir. Psikolojik sorunların da hızlı bir şekilde sarılması ve geriye dönülmesi için dinamik kesim gerekiyor. İşte onlar da üniversiteler. Bizim bin 400’ü öğretim elemanı 2 bin 500 personelimiz, 21 bin öğrencimiz var. Bu öğrenciler burada aktif olsa Van dinamizmini kazanmış olur” diye konuştu.

-”Öğretim üyelerim yüreğini ortaya koyuyor”-

Depremin ardından kendisine gideceğini belirten öğretim üyesi olmadığını anlatan Battal, sözlerine şöyle devam etti:

”Henüz depremden dolayı (ben gideyim) diyen öğretim üyesiyle birebir muhatap olmadım. Duyuyoruz, araştırıyorlarmış diye ama bence doğru değil. Çünkü öğretim üyelerimin öteden beri kadirşinaslığına güveniyorum. Benim öğretim üyem kalbiyle, yüreğiyle çalıştığı için başarılı oluyor. Bu üniversite, 160’ı aşkın üniversite içinde bilimsel olarak 25’inci sırada. Bu çok güzel bir sıra. Bunu artırarak devam ettireceğiz. Bu, öğretim üyelerimin yüreğiyle kendini ortaya koymasından kaynaklanıyor. Daha da iyi olacak. Projelerimiz vardı, devam ettireceğiz. Öğretim üyelerime güvendiğim için böyle bir sorun olacağına inanmıyorum. Kaldı ki daha önceden gitmek isteyen birkaç arkadaşımdan, depremden sonra (hocam buradayız, dimdik ayaktayız, yanınızdayız) diyenler oldu. Felaketler, afetler, kader birlikteliğinin daha güçlü olması gereken zamanlardır. Kader birlikteliği yaptık.”

Prof. Dr. Battal, öğrenciler ve personel için prefabrike ve güvenli yurtlar, lojmanlar ve sınıflar oluşturulacağını, mevcut sınıfların da ihaleyle kısa sürede güçlendirileceğini dile getirerek, ”Bu noktada hayır kurumlarına, iş adamlarına, sivil toplum örgütlerine, imkanı olan vatandaşlara sesleniyorum, bu yaralar birlikte sarılacak yaralar. Bu yaraları hiç kimse tek başına saramaz. Devletimiz yanımızda, sağolsun. Ama olay büyük. Nereden bakarsanız 500 bin insan mağdur. İnsanımızın özellikle de üniversiteye desteklerini bekliyoruz” dedi.

AA