Edebiyat Konu Anlatımı 1 – Edebi Sanatlar

EDEBİ SANATLAR

Sözü etkili hale getirmek için değişik anlam çağrışımları ya da ses benzerlikleri kullanılır. Şair ne kadar ince bir anlam, ne kadar hoş bir ses bulursa, şiiri o denli güçlü olur. İşte şiirde, az da olsa düzyazıda, bu tür söz hünerleri edebi sanatları oluşturur.

Şimdi bu sanatların önemlilerini görelim.

BENZETME (TEŞBİH)

Aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram ya da varlıktan birinin diğerine benzetilmesiyle yapılan sanattır. Sadece şiirde değil düzyazıda hatta konuşma dilinde bile çok kullanılır.

Bir benzetmede dört unsur bulunur: Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı.
Arslan

Kendisine

Benzetilen
gibi

Benzetme

Edatı
güçlü

Benzetme

Yönü
askerler

Benzeyen

cepheden cepheye koşuyorlar.

Yukarıda benzetmenin unsurlarının nasıl sıralandığı görülüyor.

Elbette her benzetmede bu unsurların tümü bulunmaz. Eğer sadece benzeyen ve kendisine benzetilen kullanılırsa, benzetmeye “teşbih-i beliğ” (en güzel benzetme) denir.
Zeytin

Kendisine

Benzetilen
gözlüm sana meylim nedendir.

Benzeyen

dizesinde “göz”, “zeytin”e benzetilmiş ancak benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmamış.

Eğer kendisine benzetilen ya da benzeyenden biri eksik olursa, istiare sanatları ortaya çıkar. Bunu iki grupta inceleyelim.

1. Açık İstiare

Benzetme unsurlarından sadece kendisine benzetilenle yapılır.

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi

dizesindeki “arslan” sözcüğünün askerleri ifade ettiği bellidir. Eğer biz benzetmenin bütün unsurlarını söylersek, yani “arslanlar” yerine “arslan gibi güçlü askerler” dersek ilk örnekte gösterdiğimiz gibi “arslanlar” sözünün kendisine benzetilen olduğunu görebiliriz.

2. Kapalı İstiare

Benzetme unsurlarından benzeyen ve benzetme yönüyle yapılır.

Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda

Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda

dizelerinin ikincisinde altı çizili sözlerde kapalı istiare vardır. Çünkü alnın yanması, gözlerin sönmesi bir benzetmenin olduğunu hissettiriyor. Yanmak ateşe ait bir özelliktir; sönmek de öyle. Buna göre biz benzetmenin unsurlarını açık olarak yazsak
“Ateş

Kendisine

Benzetilen
gibi

Benzetme

Edatı
yanan

Benzetme

Yönü
alnım

Benzeyen

Görüldüğü gibi şiirde kendisine benzetilen ve benzetme edatı yoktur.

Sadece benzeyen ve benzetme yönü vardır. Öyleyse sanat, kapalı istiaredir.

3. Temsili İstiare

Kendisine benzetilen ve benzetme yönüyle yapılan benzetmelerdir. Bunlarda benzeyenin anlatılmak istenen birçok özelliği kendisine benzetilenin özelliği olarak sıralanır.

Hani bir gün seninle Topkapı’dan

Geliyorduk yol üstü bir meydan

Bir çınar gördük enli, boylu, vakur

Bir çınar hiç eğilmemiş mağrur

Koca bir gövde belki altı asır

Belki ondan da fazla, dalgın, ağır

Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş

Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş

…….

Yukarıdaki dizelerde Osmanlı, bir çınara benzetilmiş ancak Osmanlı hiç söylenmemiş, çınarın özellikleriyle hissettirilmiştir.

MECAZ-I MÜRSEL

Bir sözü, benzetme amacı gütmeden, başka bir söz yerine kullanma sanatıdır. Genellikle bütünün, bir parçası söylenerek tümü çağrıştırılır. Örneğin;

“Bu söze bütün sınıf güldü.” cümlesinde “sınıf” sözü “sınıftaki öğrenciler” anlamındadır. Benzetme amacı yok, çağrıştırma var.

Kan tükürsün adını candan anan dudaklar

Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun

dizelerinde “dudak” ve “göz” sözcükleri aslında kişiyi ifade eder.

KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)

İnsan dışındaki varlıklara insana özgü, insanın yapabileceği davranışları yaptırma sanatıdır.

Akisler silinir bir bir denizden

Gece eşya uyur ve ruh uyanır

dizelerinde insana ait olan “uyumak”, “uyanmak” eylemlerini “gece” yapmıştır.

Ay, suda bestelerken en güzel şarkısını

Küreklerim de suya en derin şiiri yazdı

dizelerinde de “ay” ve “kürekler” teşhis edilmiştir.

İNTAK

İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır.

Sabahleyin kozasından bakan gelincikler

Sorar bu dünyaya:

– Ne istersin?

Kanatlanıp uçalım mı?

Çiçek olup açalım mı?

Bu şiirde gelincik konuşturulduğu için intak yapılmıştır.

İntak sanatının olduğu her yerde teşhis doğal olarak vardır.

KİNAYE

Bir sözün gerçek anlamını söyleyip mecaz anlamını çağrıştırma sanatıdır. Bu sanatta sözün gerçek anlamı da söylenmiş olabilir. Ancak asıl kastedilen, geçerli olan mecaz anlamdır.

Bulmadım dünyada gönüle mekan

Nerde bir gül bitse etrafı diken

dizelerinde son dizede kinaye yapılmıştır. Çünkü; gerçekten gülün olduğu yerde, mutlaka dikenler de vardır. Ancak burada asıl söylenmek istenen “nerde iyilik olsa çevresinde mutlaka kötülük de olur” anlamıdır. Yani dizede söylenen gerçek anlamın ardında bir mecaz anlam vardır. Buna kinaye denir.

TEZAT

Anlamca birbirlerine karşıt olan durumların fikirlerin bir arada kullanılması sanatıdır.

Seni her zaman düşündüm

Biliyorum güzelsin

Ama ne tanıdım

Ne gördüm

Bu şiirde hem “biliyorum” denmesi, hem de “ne tanıdım ne gördüm” denmesi tezat oluşturmuştur.

TELMİH

Söz arasında bir olayı, bir atasözünü, bir fıkrayı hatırlatma sanatıdır. Hatırlatılmak istenen şey hakkında ipucu olabilecek bazı özellikler verilir.

Şeb-i yeldada uzar fecre kadar kıssa-i aşk

Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler

Bu dizelerde geçen “Leyla” ve “Mecnun” sözleri aynı adlı hikayeyi çağrıştırıyor. Dolayısıyla telmih yapılmıştır.

HÜSN-İ TÂLİL

Bir olgunun gerçek nedeni bilindiği halde onu başka bir nedenden oluyormuş gibi gösterme sanatıdır. Sanatçı gerçek sebebi inkar ederek yerine heyecanına uygun bir neden gösterir.

Ateşten kızaran bir gül arar da

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi

dizelerine baktığımızda şair, çoban çeşmesi adını verdiği derenin akışının nedenini “ateşten kızaran bir gülü aramak” olarak söylemiştir. Oysa derenin akmasıyla gül araması arasında gerçekte bir ilgi yoktur. Bu nedeni şair kendisi kurmuştur.

TECAHÜL-İ ARİF

Bilinen bir şeyi, bir anlam inceliği oluşturmak için bilmiyor görünme sanatıdır.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var

Benim mi Allah’ım bir çizgili yüz

dizelerini incelediğimizde, şairin, şakaklarındaki beyazlıkların, saçları olduğunu bildiği halde bilmezden geldiğini görüyoruz. İkinci dizede de kendi yüzünü tanıdığı halde “benim mi” diye sormuş ve bilmezden gelmiş.

Bunu hüsn-i tâlille karıştırmayalım. Hüsn-i tâlilde şair bilmezden gelmez, kesinlikle başka bir nedene bağlar. Örneğin yukarıdaki dizeyi “Şakaklarıma kar yağdığı için saçlarım beyaz” şeklinde söyleseydik, gerçek dışı bir nedene bağladığımızdan hüsn-i tâlil yapmış olacaktık.

LEFFÜ NEŞR

Birinci dizede söylenen sözlerle ilgili olarak ikinci dizede bazı sözlerin bir sıra gözetilerek anlatılmasıdır.

Gönlümde ateştin gözümde yaştın

Ne diye tutuştun ne diye taştın

dizelerine baktığımızda birinci dizedeki “ateş” ve “yaş” sözcüklerinin anlamıyla ilgili olarak ikinci dizede “tutuştun” ve “taştın” sözcükleri verilmiş, ilgili sözcüklerin alt alta geldiğini görüyoruz.

CİNAS

Şiirde yazılışları aynı, anlamları farklı sözlerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanattır. Cinaslı kafiyede bunu görmüştük.

Söylerken o sözleri kızardı

Hem hazzeder ah hem kızardı

dizelerindeki altı çizili sözcüklere baktığımızda birinci dizedeki “kızardı” sözünün rengin kızarması, ikinci dizedekinin ise sinirlenmek anlamında olduğunu görüyoruz. Yazılışları aynı anlamları farklı bu sözler cinas oluşturmuştur.

TEVRİYE

Birkaç anlamı olan bir kelimenin, iki ya da daha fazla anlama gelecek şekilde kullanılması sanatıdır. Bu anlamların tümü de gerçektir. Bu yönüyle kinayeden ayrılır; çünkü kinayede mecaz anlam çağrıştırılır.

Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

dizelerindeki “ulusun” sözü hem yücesin, asilsin anlamına gelmiş, hem de “bir köpek gibi ses çıkarsın” anlamında kullanılmış. Bu anlamların ikisi de gerçektir.

TARİZ

Bir kişiyi, olayı ya da durumu alaylı yoldan, iğneleyici bir dille eleştirme sanatıdır.

Yiyin efendiler yiyin bu han-ı yağma sizin

Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin

dizelerinde devlet malını yiyip bitirenlerin eleştirildiği görülüyor; dolayısıyla tariz yapılmıştır.

MÜBALAĞA (ABARTMA)

Bir durumu olduğundan çok büyük ya da çok küçük gösterme sanatıdır.

Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken

Bir uzak yıldıza benzerdi güneş sen varken

dizelerinde şair, sevgilisinin yüzünün parlaklığının güneşten daha çok olduğunu söyleyerek hatta “güneşi uzak bir yıldız” olarak görerek, durumu abartmıştır.

TEKRİR

Anlamı kuvvetlendirmek için bir veya birkaç kelimenin dizelerde tekrarlanmasıdır.

Sanki siyah, simsiyah teller içinde

Sanki simsiyah kovuklarda yaşadık biz

Sanki hiç görmedik birbirimizi

Sanki hiç tanışmadık

Dizelerde altı çizili sözcük tekrir sanatını oluşturmuştur.

TENASÜP

Aralarında anlam ilgisi bulunan sözleri bir sıra gözetmeksizin bir arada kullanma sanatıdır.

Gün bitti ağaçta neşe söndü

Yaprak ateş oldu kuş da yakut

Yaprakla kuşun parıltısından

Havzın suyu erguvane döndü

dizelerinde ağaç, yaprak, kuş, havuz gibi bahçede bulunan şeyler sıralanmıştır.

SECİ

Düzyazıda kafiyeli sözcüklerin kullanılması sanatıdır.

İlahi! Bekaa isteyen candan vücud afetlerini sen def et! Dirlik uman gönülden varlık hicabını sen ref et! Can sırrın isteyene şer yolunu tarik et! Yokluk yoluna gidene tevfikini refik et!

Bu yazıda altı çizili sözler birbiriyle kafiyelidir. Düzyazıda kafiye kullanılması ise seci sanatı oluşturur.

ALLİTERASYON

Şiirde aynı sesin fazla kullanılmasından kaynaklanan ses sanatıdır.

Eylülde melûl oldu gönül soldu da lale

Bir kaküle meyletti gönül geldi bu hale

Bu dizelerde “l” sesinin çok kullanıldığı görülüyor. Öyleyse burada bu sesle alliterasyon yapılmıştır.

NİDA

Seslenme sanatıdır. Şiirde “ey” gibi ünlemlerle ifade edilir. Ancak ünlem bildiren sözcük olmadan da nida sanatı yapılabilir.

Ey bu toprakları için toprağa düşmüş asker

dizesinde altı çizili sözle nida sanatı yapılmıştır.

Türkçe Konu Anlatımı 14 – Noktalama İşaretleri

NOKTALAMA İŞARETLERİ

Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde kullanılan noktalama işaretleri, yazının daha kolay anlaşılmasını sağlar. Yazının okunmasını kolaylaştırır ve anlam karışıklığına düşülmesine engel olur.

Biz konuşurken cümlede anlatmak istediklerimizi ses tonumuzla açık olarak ortaya koyabiliriz. Nerede duracağımızı nerede vurgu yapacağımızı biliriz. Ancak yazıda böyle bir vurgulama yapamadığımızdan, bunu noktalama işaretleriyle sağlamaya çalışırız.

Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim.

NOKTA (.)

  • Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır.

“Bu konuyu mutlaka öğrenmeliyim.”

“Seni de bekliyoruz bu akşamki yemeğe.”

  • Sözcüklerin kısaltılarak yazılmaları halinde kullanılır.

“Seni bir de Dr. Ali Bey’e götürelim.”

“Askerlere Yzb. Ahmet emir vermiş.”

Sözcüklerin baş harflerinin alınmasıyla yapılan kısaltmalarda artık nokta kullanılmıyor.

“Arkadaşım DSİ’de çalışıyormuş.”

  • Rakamla yazılan tarihler arasında kullanılır.

15.5.1995 tarihinde anlaşma imzalandı.”

  • Sıra bildiren “-ncı, -nci” eklerinin yerine kullanılır.

“Şimdi de 2. maddeyi inceleyelim.”

  • Saat ve dakikaların yazımında kullanılır.

“Bugün 8.45‘te toplantı var.”

VİRGÜL (,)

  • Eş görevli sözcük ve söz öbeklerinin aralarında kullanılır.

“Kitaplarını, defterlerini, kalemlerini alıp gitti.”

cümlesinde nesnelerin ayrılmasında,

“Kırmızı, güzel bir arabası vardı.”

cümlesinde sıfatların ayrılmasında kullanılmıştır.

  • Anlamca karışan öğelerin ayrılmasında kullanılır.

“Yaşlı kadının yanına yaklaştı.”

“Yaşlı, kadının yanına yaklaştı.”

cümlesinde virgül özneyi ayırmakta kullanılmıştır. Eğer olmasaydı, “yaşlı” sözü sıfat olurdu.

  • Arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.

“Bu evi, çocukluğumun geçtiği yeri, asla sattırmam.”

  • İçinde başka virgül bulunmayan sıralı cümlelerin ayrılmasında kullanılır.

“Beni çağırdı, kendisi gelmedi.”

  • Cümle içindeki ünlem bildiren sözcüklerden sonra kullanılır.

“Yoo, bu kadarına dayanamam!”

  • Seslenme bildiren sözcüklerden sonra kullanılır.

“Arkadaşlar, biraz beni dinler misiniz?”

NOKTALI VİRGÜL (;)

  • Öğe sayısı fazla olan ya da cümle içinde virgül bulunan sıralı cümleler arasında kullanılır.

“Öğretmen, elindeki not defterini açtı; sözlü yapacağı bir öğrenci aradı.”

  • Bir bağlaçla birbirine bağlanan cümleler arasında bağlaçtan önce kullanılır.

“Beni davet etmediniz; ama bunun için size kızmıyorum.”

  • Aralarında nitelik farkı bulunan söz öbeklerinin ayrılmasında kullanılır.

“Sözcükler isim, sıfat, zamir, zarf; edat, bağlaç, ünlem; fiil gibi gruplara ayrılabilir.

  • Öznenin diğer öğelerle karıştığı yerlerde kullanılır.

“Küçük; eski bir eve girdi.”

cümlesinde giren “küçük”tür. Eğer virgül koysaydık bu sözcük evin sıfatı olarak da düşünülebilirdi.

İKİ NOKTA (:)

  • Bir cümlede açıklama yapılacaksa, açıklamaya başlamadan hemen önce iki nokta kullanılır.

“Türkçe’de sözcük kökleri iki ana gruba ayrılır: İsim ve fiil.

  • Kavramlar tanımlanırken ya da açıklanırken kullanılır.

İsim: Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.

  • Konuşma metinlerinde kullanılır.

Ahmet: “Ne zaman geldiniz eve?” diye sordu.

ÜÇ NOKTA (…)

  • Benzer örneklerin sürdürülebileceğini göstermek için kullanılır.

“Bahçede elma, portakal, … daha birçok meyve ağacı vardı.”

  • Anlamca tamamlanmamış cümlelerin sonunda kullanılır.

“Bir de istediğimi almamışsa….”

  • Söylenmek istenmeyen sözler yerine kullanılır.

“Bu suçu … işlemiş olabilir.”

  • Bir alıntının alınmayan yerleri yerine kullanılır.

Ahmet Haşim “… sözden ziyade musikiye yakın …” sözleriyle tanımlamıştır şiiri.

  • Sözün bir yerde kesildiğini anlatmak için kullanılır.

– Niçin gelmedin?

– Benim …

– Mazereti bırak da gerçeği söyle.

  • Yüklemi bulunmayan cümlelerin sonunda kullanılır.

“Karşıda başı dumanlı dağlar … Yan tarafta küçük bir dere …”

SIRA NOKTALAR (…..)

  • Şiirde alınmayan dizelerin, yazıda alınmayan bölümlerin yerine kullanılır.

Ne sitem ne korku yalnızlıktan

…..

Süslenmiş gemiler geçse açıktan

…..

dizelerindeki kafiyeleri inceleyelim.

  • Konuşmalarda kişinin sustuğunu göstermek için kullanılır.

– Neden geldin?

– …..

– Seni o mu çağırdı?

KISA ÇİZGİ (-)

  • Bir olayın başlangıç ve bitiş tarihleri arasında kullanılır.

“Bu savaş 1939 – 1945 yılları arasında olmuştur.”

  • Birbiriyle ilgili ülke ya da kavram isimleri arasında kullanılır.

“Türkiye – Suriye ilişkileri biraz gergin.”

“Devlette yasama – yürütme – yargı organları net olarak ayrılmalıdır.”

  • Cümle içindeki arasözlerin başında ve sonunda kullanılır.

“Bu konuyu – sen de hatırlarsın – onunla konuşmuştuk.”

  • Cümle sonunda sözcük yarım kaldığında kullanılır.

“Şiir konusunda onun da benimle aynı görüşte olduğunu duyunca çok sevindim.”

Eğer satır sonunda özel isim bitmiş ve ona ait olan ek diğer satıra düşmüşse, arada kısa çizgi değil kesme (‘) kullanılır.

“Sizinle geçen yıl bugün yine aynı şehirde Ankara’da karşılaşmıştık .”

  • Dilbilgisinde eklerin ve mastar halindeki fiillerin gösterilmesinde kullanılır.

“Kitapçı” sözcüğü “-çı” yapım ekini almıştır.

“Çalışkan” sözcüğü “çalış-” fiilinden türemiştir.

  • Osmanlıca tamlamalarda kullanılır.

“Servet-i Fünun edebiyatından sonra Fecr-i Ati topluluğu gelir.”

UZUN ÇİZGİ (—)

Konuşma metinlerinde, konuşmaların başında kullanılır.

– Sen de bizimle gelecek misin?

– Neden gelmeyeyim?

– Hiç, sordum sadece.

KESME İŞARETİ (‘)

  • Özel isimlere gelen çekim eklerinin ayrılmasında kullanılır.

“Bu konuda bir de Ahmet’in fikrini alalım.”

Eğer özel isim, yapım eki almışsa çekim ekleri kesmeyle ayrılmaz.

“Bu soruyu bir de İzmirlilere soralım.”

  • Sayılara ek getirilirken kullanılır.

“Toplantı 10.45’te başlayacaktır.”

  • Kısaltmalara ek geldiğinde kullanılır.

“Sorun BM’de görüşülecekmiş.”

  • İki sözcüğün kaynaştırılarak söylenmesi sırasında ses düşmesi olursa ya da şiirde vezin gereği ses düşmesi yapılmışsa kullanılır.

“Acep bu yerde var m’ola

Şöyle garip bencileyin”

“Yine n’oldu da ağlıyorsun?”

  • Anlamca karışan sözcüklerin yazımında kullanılır.

“Bu sorunun nasıl çözüleceğini bilmiyorum.”

Cümleside altı çizili sözün “soru” mu yoksa “sorun” mu olduğu belli değil. Bu karışıklığı kesmeyle giderebiliriz.
“Bu soru’nun nasıl çözüleceğini bilmiyorum.”

cümlesinde sözcüğün “soru” olduğu açıklanmış olur.

SORU İŞARETİ (?)

  • Soru anlamı taşıyan cümlelerin sonunda kullanılır.

“Sana bu haberi kim verdi?”

  • Sözcüğün karşıt anlamının ifade edilmek istendiği yerlerde kullanılır.

“Burada ondan daha akıllı (?) biri var mı ki?

  • Kesin olarak bilinmeyen tarihler yerine kullanılır.

“Yunus Emre (? – ?) Tekke şiirinin kurucusudur.”

TIRNAK İŞARETİ (“ ”)

  • Cümle içinde başkasına ait sözlerde kullanılır.

O bana: “Şimdi sizinle gelemem.” demişti.

  • Cümle içinde geçen kitap, dergi isimleri tırnak içine alınabilir.

Bu derste “Aşk-ı Memnu” romanını inceledik.

Tırnak içindeki söze ek gelirse, tırnaktan sonra gelir ve kesme kullanılmaz.

Siz bir de Haşim’in “O Belde” sini okuyun.

  • Cümlede önemsenen, vurgulanmak istenen sözcükler tırnak içine alınabilir.

Benim söylediklerim “vaad” değil “gerçek”tir.

  • Alıntılar tırnak içine alınarak verilir.

Yunus’un “Bana seni gerek seni” dizesi, amacını ortaya koyar.

Tırnak içindeki cümlenin içinde bir tırnak daha kullanmak gerekirse bu kez tekli tırnak (‘ ’) kullanılır.

“Haşim, şiirin yoruma açık olmasını ister ve daima ‘Şiir her okuyanda ayrı duygular uyandırmalıdır.’ der.”

PARANTEZ (AYRAÇ) İŞARETİ ( ( ) )

  • Cümle içinde bir sözcüğün eş anlamlısı verilirse kullanılır.

“Bu dizede teşhis (kişileştirme) yapılmış.”

  • Cümledeki herhangi bir sözcüğün açıklanması durumunda kullanılır.

“Kıbrıs konusunda iki ülke (Türkiye ve Yunanistan) hiçbir zaman anlaşamaz.”

  • Cümle içinde kullanılan tarihler ya da bir sözcüğün anlamıyla ilgili noktalamalar parantez içine alınır.

“Bu öğretim yılında (1993 – 1994), devlet yine gelişmiş (?) eğitim sistemleri deneyecekmiş.”

  • Yabancı sözcüklerin okunuşu parantez içinde gösterilir.

“Bacon (Beykın) ünlü bir deneme yazarıdır.”

  • Tiyatro metinlerinde hareketleri anlatan bölümler parantez içine alınır.

“Kadın (başını öne eğerek): “Bilmiyorum.” dedi.

ÜNLEM İŞARETİ (!)

  • Ünlem cümlelerinin sonunda kullanılır.

“Hey, bana baksana sen!”

“Yandım!”

“Aman Allah’ım!”

  • Bir sözün yanında parantez içinde ünlem işareti bulunuyorsa, o söze inanılmadığını gösterir.
  • “Ne kadar nazik (!) biri olduğunu göreceksin.”

Türkçe Konu Anlatımı 13 – Ses Bilgisi

SES BİLGİSİ

SES BİLGİSİ

Her dilde olduğu gibi, dilimizde de sesler ünlü ve ünsüz olmak üzere iki grupta incelenir. Bir sözcükte ünlüler arasında olduğu gibi ünsüzler arasında da bazı özellikler, hatta ünlülerle ünsüzler arasında bazı özellikler vardır. Bunları belli başlıklar altında inceleyelim.

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU

Türkçe’de sekiz ünlü vardır. Bunlardan a, ı, o, u kalın, e, i, ö, ü incedir. Bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesi kuralına büyük ünlü uyumu denir.

Örneğin;

“öğretmen” sözcüğü, bütün ünlüleri ince olduğu için kurala uyar, “asker” sözcüğü “a” kalın “e” ince ünlü olduğundan kurala uymaz.

Üniversite sınavlarında bununla ilgili bir soru bugüne dek sorulmamıştır.

KÜÇÜK ÜNLÜ UYUMU

Bir sözcükte düz ünlüden sonra düz, yuvarlak ünlüden sonra düz – geniş veya dar – yuvarlak ünlülerin gelmesi kuralıdır. Özetle bu kurala göre;

a, ı

e, i

ª

ª

a, ı

e, i

a, ı, e, i ünlüleri birbirinden sonra gelebilir.

o, ö, u, ü ünlülerinden sonra ise u, ü, a, e gelebilir.

Bundan da soru çıkmadığından üzerinde fazla durmuyoruz.

ÜNSÜZ BENZEŞMESİ

Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır.

Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.

Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan seslerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;

p,

¯

b

ç,

¯

c

t,

¯

d

k

¯

ğ(g)

¾®

¾®

Sert ünsüzler

Yumuşak ünsüzler

Şimdi bu kuralı örneklendirelim:

“Kitap” sözcüğünün sonundaki “p” sesi serttir. Bu sözcüğe biz “-de” hal ekini getirirsek“kitapda” sözü oluşur. Bu durumda ekin başındaki “d” sesi yumuşak olduğundan sözcükte ünsüz benzeşmesine aykırı bir durum görülür. Kurala uyulması için, “d” sesi sertleşmelidir. Bunun serti ise, yukarıda göstermiştik, “t” dir. Dolayısıyla sözcük, “kitapta” olacaktır.

okul-dan

av-cı

bil-gin

al-dı

®

®

®

®

okuldan

avcı

bilgin

aldı

ağaç-dan

ocak-cı

seç-gin

kaç-dı

®

®

®

®

ağaçtan

ocakçı

seçkin

kaçtı

Yukarıdaki sözcüklerde eklerin sözcüğe nasıl uyduğu görülüyor. Birinci gruptaki sözcüklerde ek, yumuşak ünsüzle biten sözcüklere geldiğinde değişmemiş, ancak ikinci gruptaki sert ünsüzlere geldiği zaman sertleşmiştir.

Bu durum sadece çekim eklerinde değil yapım eklerinde de geçerlidir.

Ekler sayılara geldiğinde de aynı durum geçerlidir. Sayının sesleri nasılsa ek de öyle olmalıdır.

11’de

8’den

5’te

3’ten

Özel isimlerde de aynı kural geçerlidir.

Samsun’dan

Emin’de

Sinop’tan

Yunus’ta

ÜNSÜZ YUMUŞAMASI

İki ünlü arasında kalan sert ünsüzler yumuşar. Buna “ünsüz değişimi” denir. Elbette bu özellik, ancak yukarıda da söylediğimiz sert ve yumuşak şekli bulunan seslerde geçerlidir. Bunlar p, ç, t, k sert sessizleridir. Örneğin; “ağaç” sözcüğüne -i hal ekini getirsek, sözcüğün sonundaki “ç” sert sessizi yumuşayarak “c” olur; yani “ağacı” şeklinde yazılır.

dolap

çekiç

kanat

yemek

a

e

ı

e

®

®

®

®

dolaba

çekice

kanadı

yemeğe

(dolaba baktı)

(çekice uzandı)

(kanadı kırıldı)

(yemeğe gitti)

Yukarıdaki örneklerde sert sessizlerin yumuşadığı görülüyor.

Ancak bu kural her sözcükte geçerli değil.

Örneğin;

“Davranışları, doğruluğunun kanıtıdır.”

cümlesinde altı çizili sözdeki “t” sert ünsüzü iki ünlü arasında kaldığı halde yumuşamamıştır.

Hangi sözcükte bu yumuşamanın olacağı hangisinde olmayacağı, belli bir kurala bağlanamaz. Hatta tek heceli sözcüklerin çoğunda olmazken, bazılarında olabilir. Bunu sözcüğün günlük kullanımlarını dikkate alarak anlayabilirsiniz.

tek

çok

i

u

®

®

teki

çoğu

(onların teki bile gelmedi)

(çocukların çoğu buradaydı)

görüldüğü gibi birincide değişim olmadığı halde ikincide olmuştur.

Dilimize Arapçadan geçen ve son hecesindeki ünlünün uzun okunduğu kelimelerde ünsüz değişimi yapılmaz.

“Sınavda hukuku seçecekmiş.”

cümlesindeki altı çizili söz buna örnektir.

Bazı sözcüklerde ise ses iki ünlü arasında kalmamasına rağmen yumuşar.

kalp

art

renk

harç

i

ı

i

ı

®

®

®

®

kalbi

ardı

rengi

harcı

(kalbi ağrıyor)

(ardına bakma)

(rengi solmuş)

(harcı getirin)

Görüldüğü gibi iki ünlü arasında kalmadığı halde “p, ç, t, k” sert ünsüzleri yumuşamıştır. Bazı sözcüklerde ise bu seslerin yumuşamadığı görülür.

Örneğin;

“Sonunda işler sarpa sardı.”

cümlesinde altı çizili sözcükte yumuşama olmamıştır.

Örneğin;

Zonguldak’a yerleştiklerini duydum.”

cümlesinde altı çizili sözdeki “k” sert sessizi yumuşamamış ancak biz onu okurken “Zonguldağa” diye okumalıyız.

SES DÜŞMESİ

Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.

Ünlü Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir.

Örneğin;

“Yapraklar daha şimdiden sarardı.”

cümlesinde sözcüğün aslı “sarı”dır; “-ar-” eki geldiğinde sözcüğün sonundaki “ı” düşmüştür.

*              *              *

Ünlü düşmesinin en yaygın kullanımı ise “Hece düşmesi” adıyla anılan kuraldır. Buna göre, sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüyle başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.

sabır

akıl

burun

gönül

savurmak

devirmek

kahır

®

®

ı

ı

u

üm

savrulmak

devrilmek

olmak

®

®

®

®

®

sabrı (sabrım tükendi)

aklı (aklımı seveyim)

burnu (burnu kanıyor)

gönlüm (gönlümü çaldı)

savrulmak (savruldu çiçekler)

devrilmek (devrildi ağaçlar)

kahrolmak (kahrolsun)

Örneğin;

“Kahvaltıya hazırlanın.”

cümlesinde altı çizili söz “kahve altı” sözlerinin birleşmesinden oluşmuş, bu sırada “kahve” sözündeki “e” düşmüştür.

Ünsüz Düşmesi

Sözcüğün aslında bulunan ünsüzün, ek geldiğinde düşmesidir.

küçük

¯

büyük

¯

cük

cek

®

®

küçücük

büyücek

örneklerinde sözcüklerin sonlarında bulunan “k” ünsüzlerinin düştüğü görülüyor.

SES TÜREMESİ

Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir.

genç

¯

bir

¯

az

¯

cik

cik

cık

®

®

®

gencecik

biricik

azıcık

örneklerinde ünlü türemesi görülmektedir. Buna benzer bazı sözcükler de vardır. Bunlar “öpücük, gülücük” gibi fiilden türeyen sözcüklerdir. Ancak “-cik”” eki isim soylu sözcüklerden yeni sözcükler türetebilir. Fiilden türeyen bu sözcüklerin “öpüşcük, gülüş – cük” gibi sözcüklerden “ş” sesinin düşmesiyle oluştuğunu söylemek daha mantıklı olacaktır. Dolayısıyla bir ünlü türemesinin olduğunu söylemek bu sözcükler için pek doğru olmaz.

Bazen sözcüklerde ünsüz de türeyebilir. Arapçadan dilimize geçen his, af, zan gibi sözcükler ek ya da yardımcı fiil aldıklarında, sonlarındaki sessizler çiftleşir.

his

af

zan

etmek

etmek

etmek

®

®

®

hissetmek

affetmek

zannetmek

örneklerinde bu görülüyor. Burada aslında bir ses türemesinden çok sözcüğün Arapçadaki aslında bulunan şeklinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak sözcükler Türkçe kurallara göre incelendiğinden, bu, türeme olarak alınagelmiştir.

ÜNLÜ DARALMASI

Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) özellikle “-yor” ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, ı, i, u, ü dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir.

bekl = e-

kalm = a-

özl = e-

soll = a-

yor

yor

yor

yor

®

®

®

®

bekli=yor

kal=mıyor

özlü=yor

sollu=yor

örneklerinde bu daralma görülmektedir. “-yor” ekin den başka bir ekin ya da sesin darlaştırma özelliği yoktur. Ancak tek heceli olan “de- , ye-” fiilleri, kendinden sonra gelen “y” sesinden dolayı darlaşabilir.

de

de

de

yor

erek

en

®

®

®

diyor

diyerek

diyen

ye

ye

ye

®

®

®

yiyor

yiyerek

yiyen

Ancak bazen darlaşma olmayabilir.

de ince ® deyince

KAYNAŞTIRMA HARFLERİ  (KORUYUCU ÜNSÜZLER)

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçe’de dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş, s, n, y.

Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.

ş kaynaştırma harfi:

  • Üleştirme sayı sıfatlarında kullanılır.

İki-ş-er,   altı-ş-ar,   yedi-ş-er

s kaynaştırma harfi

  • Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır.

Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.

Çocuğun oda-s-ı

Balığın koku-s-u

Ancak “su” ve “ne” kelimeleri bu kurala uymaz:

Yemeğin su-y-u yok.

Çocuğun ne-y-i kaybolmuş.

örneklerinde olduğu gibi

n kaynaştırma harfi:

  • Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır.

O-n-a haber verin

Bu-n-u biliyoruz.

  • İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır.

Çocuğun kitabı-n-ı almışlar.

Fakirin evi-n-i yıkmışlar.

  • İlgi eklerinden önce kullanılır.

Soba-n-ın kapağı düşmüş.

Sene-n-in sonu geldi.

Kasaba-n-ın sıcağı çok bunaltıcı.

y kaynaştırma harfi:

Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır.

Oda-y-a girdim.

Üşü-y-erek uyandım.

Ağla-y-anı tanıyorum.

Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur.

Özellikle “ile, idi, imiş, ise” gibi sözcükler ünlüyle biten bir sözcüğe eklendiğinde baştaki “i” ünlüsü düşer ve yerine “y” kaynaştırma harfi gelir.

silgi

soba

hasta

kısa

bitti

ile

ile

idi

imiş

ise

®

®

®

®

®

silgiyle

sobayla

hastaydı

kısaymış

bittiyse

Örneklerinde görüldüğü gibi “y” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.

Bu durum “n” kaynaştırma harfinde de görülebilir. Zamirlerden sonra hal eki geldiğinde gerekmese de bu harf bulunur.

Örneğin;

Ondan bunu hiç beklemezdim.”

cümlesinde altı çizili sözcükte “n” kaynaştırma harfi iki ünlü arasında değildir.

ULAMA

Sessizle biten sözcükten sonra sesliyle başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Buna ulama denir.

Bakkaldan ekmek aldım.

cümlesinde iki yerde ulama yapılmıştır. Sözcükler arasında herhangi bir noktalama işareti varsa ulama yapılmaz.

Türkçe Konu Anlatımı 12 – Anlatım Bozuklukları

ANLATIM BOZUKLUKLARI

ANLATIM BOZUKLUKLARI

Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca mümkün olduğunca gereksiz unsurlardan arındırılmış olmalıdır bu cümle. İşte bu özelliği göstermeyen cümleler, anlatım bakımından bozuktur.

Bu konu ile ilgili, ÖSS’de 5 ya da 6 soru çıkmaktadır. Sadece anlamla ilgili olmayıp dilbilgisi ile de ilgili özellikler gösterdiğinden, daha önceki konuların, özellikle cümle öğelerinin, çok iyi bilinmesi gerekir.

Bu alanda sorulan sorular değişik özellikler gösterir. Bazen bir cümle verilir ve “Bu cümledeki anlatım bozukluğu nasıl giderilir?” diye sorulur, bazen de “Aşağıdakilerden hangisinde anlatım bozukluğu vardır?” şeklinde sorulur.

Anlatım bozukluklarını anlama ve yapıya dayalı bozukluklar olmak üzere iki grupta toplayabiliriz:

1. Anlama dayalı bozukluklar

Bu bozuklukları birkaç bölüme ayırarak inceleyebiliriz.

  • Gereksiz sözcük kullanılması
  • Cümlede belirsizlik bulunması
  • Birbiriyle çelişen ifadelerin bulunması
  • Sözcüğün anlamca cümleye uymaması
  • Sözcüklerin yanlış eyleme bağlanması
  • Mantık hatasının olması
  • Deyimin yanlış anlamda kullanılması
  • Sözcüğün yanlış yerde kullanılması
  • Bazen de bu belirsizlik noktalama işaretleriyle giderilir.

Örneğin;

“Yaşlı adamın yüzüne dalgın dalgın baktı.”

cümlesinde “dalgın dalgın” bakanın “yaşlı” olduğunu belirtmek için, “yaşlı” dan sonra virgül gelmelidir. Aksi takdirde “yaşlı” sözü adam isminin sıfatı olacaktır.

  • Cümlede gereksiz sözcük kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.

Bir cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli, olmuyorsa gereksizdir.

“Herkesi eleştirip tenkit etmek bize hiçbir yarar sağlamaz.”

cümlesinde “eleştirip” sözcüğünün verdiği anlamla “tenkit etmek” sözcüğünün verdiği anlam aynıdır. Öyleyse bu cümlede “eleştirip” sözü gereksizdir. Cümleden çıkarılmalıdır.

“İki kardeşten en küçüğü arkadaşımdı.”

“Bilgili insanlardan yararlanmayı, istifade etmeyi bilmeliyiz.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler gereksizdir.

  • Bir cümlenin anlamı içinde bulunan başka bir sözü cümlede kullanmak da gereksiz sözcük kullanımına girer.

Cümlede böyle bir sözcük varsa, o cümle de anlatım bakımından bozuktur.

“Böyle yüksek sesle bağırmana gerek yok, sağır değilim.”

cümlesinde “bağırmak” zaten yüksek sesle konuşmak anlamındadır. Öyleyse bu sözün anlamı içinde bulunan “yüksek sesle” sözüne gerek yoktur.

  • Cümlede belirsizlik varsa, o cümle iyi bir cümle değildir.

Bu belirsizlik mutlaka giderilmelidir.

Örneğin;

“Geleceğini babamdan öğrendim.”

cümlesinde “geleceğini” sözü belirsizdir. Çünkü kimin geleceği belli değil. “Onun geleceği” de olabilir; “senin geleceğin” de olabilir. Bu belirsizlik giderilmeli ve sözcüğün kime ait olduğu belirginleştirilmelidir.

  • Bazı eylemler olumlu durumlarda, bazıları olumsuz durumlarda kullanılır. Eylemin anlamca yanlış yerde kullanılması da anlatım bozukluğuna yol açar.

Örneğin;

“Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmeme neden oldu..”

cümlesindeki “neden olmak” eylemi daima olumsuz anlamlar verecek biçimde kullanılır. Oysa işin kısa sürede bitirilmesi olumlu bir durumdur. Öyleyse “neden oldu” sözü bu cümlede yanlış kullanılmıştır. Bunun yerine cümle “…bitirmemi sağladı.” şeklinde bitirilebilir.

  • Bazı cümlelerde mantık hatasının bulunması da o cümlenin anlatımını bozar.

Örneğin;

“Bırakın patates doğramayı yemek bile yapamaz o.”

cümlesinde “bırakın” sözcüğünün cümleye kattığı anlamdan dolayı sanki patates doğramak yemek yapmaktan daha önemliymiş gibi görülüyor. Bu yanlışın düzeltilmesi için cümle,

“Bırakın yemek yapmayı, patates bile doğrayamaz o.”

şeklinde söylenmelidir.

  • Bazen sözcüklerin bağlandığı ortak eylemler de anlatımda bozukluğa yol açar.

Örneğin;

“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı zarar mı belli değil.”

cümlesinde “yarar” ve “zarar” sözcükleri “sağladı” eylemine bağlanmıştır. Ancak “yarar sağlamak” doğru olsa bile, “zarar sağlamak” doğru değildir. Cümle;

“Bu davranışıyla bize yarar mı sağladı, zarar mı verdi belli değil.”

şeklinde söylenmelidir.

  • Bu, bazen öğelerin eyleme bağlanmasında da görülür.

Örneğin;

“Ayağına ayakkabı, omzuna şal, üzerine pardesü giyip dışarı çıktı.”

cümlesinde “ayakkabı, şal ve pardesü” sözcükleri “giymek” eylemine bağlanmıştır. Oysa şal giyilmez, atılır.

  • Cümlede deyimin yanlış yerde kullanılması da cümlenin anlamını bozar.

“Öğretmenin anlattığı konu tüm öğrencilerin dikkatini çekmişti. Herkes kulak kabartmış, öğretmeni dinliyordu.”

cümlesinde “kulak kabartmış” yanlış kullanılmıştır. Çünkü “kulak kabartmak” fark ettirmeden dinlemek anlamındadır. Burada “kulak kesilmek” deyiminin kullanılması gerekirdi.

  • Bazı sözcüklerin anlamları birbirine karıştırılabilir. Cümledeki sözcüklerin anlamına da dikkat edilmelidir.

Örneğin;

“Çocukların birbiriyle uygunluk içinde olmaları beni sevindirdi.”

cümlesindeki “uygunluk” sözü yanlış anlamda kullanılmıştır. Çünkü burada “uyum” sözü kullanılmalıdır.

  • Bazen sözcük doğrudur ancak cümlede bulunduğu yer doğru değildir.

Örneğin;

“Yeni elbisemi giymiştim ki kapı açıldı.”

Cümlesinde “yeni” sözünün yeri anlatımda bozukluğa yol açmıştır. Çünkü burada söylenmek istenen, elbisenin yeniliği değil, giymenin yeni yapıldığıdır. Öyleyse cümle;

“Elbisemi yeni giymiştim ki kapı açıldı.” şeklinde olmalıdır.

  • Aynı anlama gelen ek ve sözcüklerin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.

Örneğin;

“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdandır.”

cümlesinde “nedeni” sözcüğü bir olayın sebebini anlatıyor. Ayrıca “olmamdandır” sözündeki “-dan” eki de neden anlamı veren bir ektir. İkisinin bir arada bulunması cümlenin anlatımını bozmuştur. Cümle,

“Onun beni sevmemesinin nedeni, fikirlerini benimsememiş olmamdır.”

şeklinde düzeltilebilir.

Anlatım bozukluklarının anlama dayalı olanlarını anlattık. yapıya dayalı anlatım bozukluklarını anlatacağız. Bu tür bozukluklar daha çok, Türkçe’nin kurallarıyla ilgili olduğundan, soruları çözebilmek için dilbilgisi kurallarının iyi bilinmesi gerekir. Bu tür bozukluklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Öğe eksikliğinin bulunması
  • Özneyle yüklem arasında olumluluk-olumsuzluk uyumsuzluğunun bulunması
  • Özneyle yüklem arasında tekillik-çoğulluk açısından uyumsuzluğun bulunması
  • Özneyle yüklem arasında şahıs yönünden uyumsuzluğun bulunması
  • Tamlama uyumsuzluğunun bulunması
  • Ek uyumsuzluğunun bulunması
  • Etken-edilgen fiillerin bir arada bulunması
  • İsim cümlelerinde ekfiilin ortak kullanılması

Şimdi bunları tek tek açıklayalım.

Cümlede, kullanılması gereken bir öğenin bulunmaması, anlatım bozukluğuna yol açar. Bu, daha çok ortak kullanılan öğelerde görülür. Çünkü Türkçe’de her fiil, öğeleri aynı eklerle kendine bağlamaz.

Örneğin;

“Kardeşini yanına çağırdı, bir şeyler söyledi.”

cümlesindeki öğeleri inceleyelim: “Çağırdı” ve “söyledi” yüklemdir. Çağrılan ve söylenen kişi ise “kardeşi” dir. Yani “Kardeşini” öğesi her iki yüklemin ortak öğesidir. Bu ortak öğeyi yüklemlerle kullanalım. “Kardeşini çağırdı” doğrudur; ancak “kardeşini bir şeyler söyledi.” denmez, “kardeşine bir şeyler söyledi.” olmalı. “Kardeş” sözcüğünü iki kez kullanmamak için “ona” da diyebiliriz.

Başka bir örnek verelim:

“Arkadaşlarını pek sevmez, hatta çoğu zaman nefret ederdi.”

cümlesinde, sevmediği kişiler ile nefret ettiği kişiler aynıdır, yani “arkadaşları” ortak öğedir. Ancak “arkadaşlarını sevmez” dense de “arkadaşlarını nefret ederdi.” denmez; “arkadaşlarından nefret ederdi.” denmeli ya da onun yerine geçen “onlardan” sözü kullanılmalıdır.

Görüldüğü gibi bu tür bozukluklar daha çok sıralı cümlelerde görülüyor, ancak bileşik cümlelerde de bu tür öğe eksiklikleri görülebilir.

Türkçe’de bazı özneler olumlu, bazıları olumsuz anlamlar verir. Buna göre yüklemlerin de olumlu, olumsuz çekimlenmesi gerekir.

Örneğin;

“Hiç kimse okula gelmedi, geziye gitti.”

cümlesinde gelmeyen ve gidenler aynı kişiler, ancak “hiç kimse” olumsuz bir öznedir ve yüklemi daima olumsuz çekimlenir. Oysa “gitti” olumlu bir çekimdir. Yani ikinci cümle özneyle uyum sağlamamıştır. Buna “hepsi” şeklinde bir özne getirilmelidir.

Gerçi bu, sadece özneyle ilgili bir durum değildir. Bu tür sözcükler başka öğe durumunda bulunduklarında da yüklem aynı özelliği gösterir.

Örneğin;

“Öğretmenimiz hiçbirimizi azarlamaz, çok severdi.”

cümlesinde, yine “hiçbirimizi” olumsuz olduğundan “hiçbirimizi severdi” şeklinde kullanılmaz; “hepimizi severdi” olmalıdır.

Cümlede öznenin ifade ettiği şahıslarla yüklemin bildirdiği şahıs arasında bir uyum olmalıdır.

Özne birinci tekil, ikinci tekil (ben, sen); birinci tekil, üçüncü tekil (ben, o); birinci tekil, ikinci çoğul, (ben, siz); birinci tekil, üçüncü çoğul (ben, onlar) şahıslardan oluşuyorsa yüklem, daima birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.

“Bu işi ancak ben ve sen halledebiliriz.”

“Dışarıda sadece ben ve o küçük çocuk kalmıştık.”

“Ben ve siz yarışmada eşit durumda değildik.”

“Ben ve birkaç yaşlı adam, kahvede uzun bir sohbete dalmıştık.”

cümleleri buna örnek gösterilebilir.

Eğer özne ikinci tekil ve üçüncü tekil (sen, o); ikinci tekil ve ikinci çoğul (sen, siz); ikinci tekil ve üçüncü çoğul (sen, onlar); şahıslardan oluşuyorsa, yüklem ikinci çoğul şahısa göre çekimlenir. Ancak ikinci tekil ve birinci çoğul (sen, biz) şahıslar özne olursa yüklem birinci çoğul şahısa göre çekimlenir.

“Sen ve annen burada ne yapıyordunuz?”

“Sen hatta hepiniz bu konuda suçlusunuz.”

“ Sen ve buradaki konukların, bize yarın gelebilirsiniz.”

“Galiba sonunda senle biz aynı sonuca ulaştık.”

cümleleri buna örnektir.

Öznenin insan ya da başka varlıklar olması da yüklemin tekil veya çoğulluğunu etkiler. Eğer özne bitkiler, hayvanlar, cansız varlıklar ya da soyut kavramlarsa, yüklem daima tekil olur. İnsanlar çoğul özne olduğunda ise yüklem tekil veya çoğul olabilir.

“Kuşlar dallara kondular.” değil “Kuşlar dallara kondu.”

“Sevgiler gizli kaldıkça güzelleşirler.” değil “güzelleşir.” olacak.

“Çocuklar geldi.” şeklinde de doğrudur, “Çocuklar geldiler.” de.

Bazen özneyle yüklem arasındaki uyumsuzluk, öznenin anlamından kaynaklanır.

Örneğin;

“Nüfus sayımı bu yıl yapıldı, bir hayli artmış.”

cümlesinde “yapıldı” yükleminin öznesi “nüfus sayımı”dır, “artmış” yükleminin öznesi ise “nüfus” olacaktır. Ancak cümlede “nüfus” diye bir özne yoktur. Sanki nüfus sayımı, “artmış” yükleminin öznesi olmuştur. Bu ise anlamca uygun değildir.

Sıfat ve isim tamlamalarının aynı tamlanana bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar. Çünkü isim tamlamalarında tamlanan iyelik eki aldığı halde sıfat tamlamalarında tamlanan ek almaz. Dolayısıyla tamlananlar, niteliği farklı olduğundan, ortak kullanılamaz.

Örneğin;

“Kaza yerine birçok askeri ve polis aracı geldi.”

cümlesinde “araç” sözü hem “askeri” hem “polis” sözcüklerinin tamlananı durumundadır. Ancak “polis aracı” isim tamlamasıdır ve tamlanan iyelik eki almıştır. “Askeri” sözcüğü ise sıfat olabilecek bir sözcüktür ve “askeri araç” şeklinde sıfat tamlaması yapar; tamlanan da ek almaz. Dolayısıyla araç sözcüğü ortak tamlanan olarak kullanılamaz. Cümle;

“Kaza yerine birçok askeri araçla polis aracı geldi.”

şeklinde olmalıdır.

Burada ayrıca sıfat tamlamalarında görülen bir özelliği de ifade edelim. Türkçe’de sıfatlar çoğul anlam verirse isimler çoğul eki almaz. Bu özellik genellikle belgisiz sıfatlarda görülür.

Örneğin;

“Geceye birçok davetliler katıldı.”

cümlesinde “birçok” sıfatı çoğul bir anlam verdiği halde davetliler sözü de çoğul eki almıştır. Cümleden çoğul eki çıkarılmalıdır.

Cümlede eklerin eksik kullanılması cümlenin anlatımını bozar.

Örneğin;

“Her ülke, dünya devletleri arasında önemli bir yer edinmek için, ekonomik açıdan gelişmesi gerekir.”

cümlesinde “gelişmesi” sözcüğündeki iyelik ekinin, sözcüğü nereye bağladığı belli değil; “kimin gelişmesi gerekir?” diye sorarsak “ülkenin” cevabı gelir. Öyleyse “ülke” sözcüğüne ilgi eki (-in) getirilmelidir.

Bazen de bu durumun tersi görülür.

“Sanatçının, topluma yararlı bir kişi olmak için, eserinde mutlaka toplum sorunlarına yer vermelidir.”

cümlesinde “yer veren kim?” sorusuna “sanatçı” cevap verir. Oysa cümlede “sanatçının” denmiş. Ya bu sözcükteki ilgi eki kaldırılmalı ya da yüklem “vermesi gerekir” şeklinde değiştirilmelidir.

Bazı cümlelerde ise sözcükleri birbirine bağlayan ekler yanlış kullanılmıştır.

Örneğin;

“Senin en beğendiğim yanın, derslerine düzenli çalıştığındır.”

Cümlede öğeleri ortak olarak kullanan etken ve edilgen fiiller bir arada bulunmaz.

Örneğin;

“Bütün yemekleri hazırlayıp bir kenara koyulmalıdır.”

cümlesinde “hazırlamak” etken “koyulmalıdır” edilgen fiillerdir. Bunların aynı öğelerle kullanılması bozukluğa yol açmıştır. Cümle;

“Bütün yemekler hazırlanarak, bir kenara koyulmalıdır.”

şeklinde düzenlenirse bozukluk giderilir.

Sıralı isim cümlelerinde ekfiilin kullanılması da bazen bozukluğa yol açar.

Örneğin;

“O yaşlı şair geleneklere bağlı, ama yeniliklere kapalı değildi.”

cümlesinde iki yargı vardır: Şairin geleneklere bağlı olduğu, aynı zamanda yeniliklere de kapalı olmadığı, oysa cümlede “bağlı” sözü yüklem gibi kullanılmadığından “değildi” edatına bağlanıyor ve böylece şairin geleneklere bağlı olmadığı anlamı çıkıyor. Bunu engellemek için “bağlı” sözü “bağlıydı” şekline getirilmelidir.

Türkçe Konu Anlatımı 11 – Cümle Çeşitleri

CÜMLE ÇEŞİTLERİ

Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında incelenir. Bu grupları biz dörde ayırabiliriz.

A. Yüklemlerine Göre Cümleler

B. Öğe Dizilişlerine Göre Cümleler

C. Anlamlarına Göre Cümleler

D. Yapılarına Göre Cümleler

A. YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELER

Buna “yükleminin türüne göre” de denilebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.

1. Fiil Cümlesi

Yüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir.

“Soğuk günler artık geride kaldı.”

cümlesinde “kaldı” yüklemdir. Bu yüklem “kalmak” fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur.

2. İsim Cümlesi

Yüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. Yani adına aldanıp sadece ismin yüklem olduğu cümleler olarak anlamamak lazım bunu.

“Bu roman, yazarın okuduğum ilk kitabıydı.”

cümlesinde yüklem “kitabıydı” sözü üzerine kuruludur ve “kitap” ismi “idi” ekfiilini alarak yüklem olmuştur. Elbette yüklem bu cümlede “yazarın okuduğum ilk kitabıydı” şeklinde bir isim ve sıfat tamlamasından oluşan söz öbeğidir.

B. ÖĞE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER

Türkçe’de cümleyi oluşturan öğeler belli bir mantık dizilişine göre sıralanır. Hatta tamlamayı oluşturan sözcüklerin bile bir sıraya göre dizilmesi gerekir.

Bu dizilişlerde en önemli unsur yüklemdir. Çünkü dilimizde yüklemin daima sonda bulunması gerekir. İşte öğelerin bu sıralanışına göre, cümleler iki grupta incelenir.

1. Kurallı Cümle

Yüklemi sonda bulunan, yani öğelerin Türkçe’nin kurallarına göre sıralandığı cümlelerdir.

“Buralarda eskiden çok güzel evler vardı.”

cümlesinde “vardı” yüklemi sonda bulunduğu için cümle kurallıdır.

2. Devrik Cümle

Yüklemi sonda bulunmayan cümlelerdir.

“Bu kitabı iki yıl önce okumuştum ben.”

cümlesinde yüklem “okumuştum” öğesidir. Ondan sonra “ben” öznesi geldiğinden yüklem sonda değildir. Öyleyse cümle devriktir.

Bazı cümlelerde ise cümlenin temel öğesi olan yüklemin bulunmadığı görülür. Gerçi “öğe dizilişine göre” dendiğinde sadece kurallı, devrik anlaşılır, ancak yüklemin bulunmaması da cümlede öğe dizilişini etkiler. Yüklemin bulunmadığı cümlelere ise eksiltili cümle denir.

Eksiltili Cümle

Yüklemi bulunmayan cümlelerdir. Yargının ne olduğu okuyucunun yorumuna bırakılır.

Örneğin;

“Karşımızda geniş ve yemyeşil bir ova… Onun tam ortasında küçük ama çok güzel bir göl…”

cümlelerinde yüklem yoktur. Üç noktalar yüklemin eksik olduğunu gösterir. Ancak biz cümlede “vardı, görünüyordu, bulunuyordu” gibi bir yargının verilmek istendiğini anlıyoruz. Öyleyse bu cümleler eksiltili cümlelerdir.

C. ANLAMINA GÖRE CÜMLELER

Elbette her cümlenin bir anlamı vardır. Ancak cümleler bu anlamı değişik yapılarla bildirir. Bazen bir yargıyı haber verir. Bazen anlamı, soruyla bildirir. Bazense bir duyguyu aktararak ifade eder. İşte bu bildirme şekillerine göre cümleyi üç grupta inceliyoruz.

1. Haber Cümlesi

Bir yargıyı olumlu ya da olumsuz biçimde aktaran cümlelerdir. Bir eylemin yapıldığını, yapılabileceğini, bir varlığın bulunduğunu ifade eden cümleler olumlu, tersini ifade edenler olumsuzdur. Olumlu cümlelerde mantıkça istenen bir durumun bulunması gerekir.

Aşağıdaki yüklemleri inceleyerek bunu açıklayalım.

Olumlu

geldi

koşmalı

var

paralı

güzel

Olumsuz

gelmedi

koşmamalı

yok

parasız

güzel değil

Görüldüğü gibi olumlu yüklemler “-ma, -me” olumsuzluk ekiyle, “değil” olumsuzluk edatıyla, “-sız” gibi olumsuz anlam veren eklerle olumsuz hale getirilebiliyor.

Bazı cümlelerde ise yapıca yukarıdaki olumsuzluklar bulunduğu halde cümle anlamca olumlu olabilir. Bu, çoğu kez iki olumsuzluğun bir arada bulunduğu yargılarda görülür.

Örneğin;

“Aslında o seni tanımıyor değildi.”

cümlesinde “tanımıyor değil” yükleminde iki olumsuzluk vardır ve bunlar yüklemin “tanıyor” şeklinde olumlu bir yargı vermesini sağlamışlardır.

Bazı cümlelerde ise olumsuzluk, soru yoluyla sağlanır.

“Ben onu unutabilir miyim hiç?”

cümlesinde yüklem olumlu olduğu halde cümlenin anlamı soru yoluyla olumsuz hale getirilmiştir.

Bazı cümlelerde olumsuzluk bağlaçlarla sağlanır.

“Ne konuyu biliyor ne soruyu soruyor.

cümlelerinde ne… ne…. bağlacı,

“Sanki o seni seviyor da.”

cümlesinde “sanki” bağlacı cümleye olumsuz anlam katmıştır.

2. Soru Cümlesi

Cevap almak amacıyla hazırlanan cümlelerdir. Bunlar değişik soru sözcükleriyle sağlanır.

“Siz de bizimle gelir misiniz?”

“Sana bu ceketi kim almıştı?”

“Ne zaman bizi ziyaret edeceksiniz?”

cümleleri birer soru cümlesidir.

Soru cümlelerinde de olumluluk-olumsuzluk olabilir. Bunu yüklemin yapıca olumlu ya da olumsuz olması belirler.

Örneğin;

“Bu olayı o da biliyor mu?”

cümlesinde yüklem olumlu olduğundan cümle olumlu soru cümlesidir.
“Dünkü davete o da gelmedi mi?”

cümlesi yüklemi olumsuz olduğu için, olumsuz soru cümlesidir.

3. Ünlem Cümlesi

Yargıyı bir duygu aktararak ortaya koyan cümlelerdir. Çoğu zaman kızgınlık, sevinme, alınma, heyecan gibi bir duygu aktarır ya da seslenme bildirir.

“Ne güzel bir kitap bu!”

“Hey, bana baksana sen!”

cümleleri ünlem cümlesidir.

Bunların dışında bazı kaynaklarda istek cümlesi, şart cümlesi, emir cümlesi, gereklilik cümlesi gibi anlamına göre cümleler de verilmiştir. Ancak bu, cümlenin yapısıyla ilgili olmayan sadece anlama bağlı özelliktir. Eğer bunu göz önüne alırsak, her cümleye bir ad bulmak gerekebilir.

“Konuşabilirsin ama biraz alçak sesle.”

cümlesi şart,

“Şimdi bir soğuk su olsa da içsek.”

cümlesi istek,

“Yarına kadar bu ödevler bitecek.”

cümlesi emir,

“Bugünün işini yarına bırakmamalısın.”

cümlesi gereklilik anlamı veren cümlelerdir.

D. YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

Her cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim.

Temel Cümle

Bir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer öğeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı öğelerdir.

Örneğin;

“Akşama geleceğim.”

cümlesinde “geleceğim” yüklemi temel öğe, “akşama” sözü de onun tamamlayıcı öğesidir.

Yan Cümle

Tam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir öğesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı öğeler de alabilen söz öbeğidir.

Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle.

• Fiilimsilerle yapılanlar:

Cümle içinde temel cümlenin bir öğesi olan ya da bir öğenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar.

Örneğin;

“Öğretmen sınıfa girince herkes ayağa kalktı.”

cümlesinde “ayağa kalktı” yüklemdir. “Ne zaman ayağa kalktı?” sorusuna “Öğretmen sınıfa girince” cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öğe “girince” bağfiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öğe durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir.

“Bana fotoğrafını gönderen okuruma teşekkür ederim.”

cümlesinde ise “teşekkür ederim” yüklemdir. “Kime teşekkür ederim?” sorusuna “Bana fotoğrafını gönderen okuruma” dolaylı tümleci cevap verir. Cümlede “gönderen” sıfat-fiilini görüyoruz. Bu söz “okur” isminin sıfatı durumundadır. Yani dolaylı tümlecin tamamlayıcı öğesidir. Tamamladığı öğeyle birlikte yan cümle yapmış ve dolaylı tümleç görevini üstlenmiştir.

“Karadeniz’de denize fazla açılmak tehlikelidir.”

“Davetime gelmeyişine çok üzüldüm.”

“Onunla nerede buluşacağınızı biliyor musunuz?”

“Babasını görmeden okuluna gitmezdi.”

“Kapıyı açar açmaz karşımda onu gördüm.”

cümlelerinde altı çizili söz öbekleri fiilimsiyle yapılan yan cümleciklerdir.

• Çekimli Fiillerle yapılanlar :

Fiilin yüklem olabilmesi için çekimli olması gerektiğini söylemiştik. Ancak her çekimli fiil yüklem olmaz, bazen cümlenin tamamlayıcı öğesi olur. İşte bu durumda, yani çekimli bir fiilin bir öğe olduğu durumda, bu fiil yan cümlecik olur.

Örneğin;

“O da gelirse gideriz.”

cümlesinde “gideriz” yüklemdir; “O da gelirse” zarf tümlecidir. Bu tümleci oluşturan “gelirse” sözü “gelmek” fiilinin geniş zamanının şartıyla çekimlenmiştir. Görüldüğü gibi çekimli bir fiil temel cümlenin öğesi durumundadır ve yan cümlecik oluşturmuştur.

“O bana, ben de geleceğim, dedi.”

cümlesinde ise “dedi” yüklemdir; “ben de geleceğim” sözü ise nesnedir. Bu öğe aynı zamanda “geleceğim” sözünün çekimli olmasından dolayı bir cümle özelliği de gösteriyor. Bu yüzden nesne görevindeki bu cümle, bir yan cümlecik oluşturmuştur.

Şimdi cümleleri yapılarına göre inceleyerek konuyu daha da pekiştirelim.

1. Basit Cümle

İçinde yan cümlecik bulunmayan cümlelerdir. Bu cümleler tek bir yargı bildirir.

“Bu sıcakta evde oturulur mu?”

cümlesi basit bir cümledir. Çünkü “oturulur mu” yükleminden başka yargı bildiren öğe yoktur. Yan cümlecik kullanılmayan bir cümle basit demektir.

Basit cümle demek, kısa cümle demek değildir.

“Bahçenin ana kapısından, üstü başı perişan, zavallı bir adam, elinde eski, yırtık bir torbayla içeriye girdi.”
cümlesi uzun bir cümledir. Ancak tek bir yargı bildirdiğinden, yani içinde yan cümlecik bulunmadığından basittir.

“Kalabalıktan biri yavaşça kürsüye doğru ilerledi.”

“İri iri şeftalileri büyük bir zevkle dalından kopardı.”

“Sözlerime içten içe gülüyorlardı.”

cümleleri yapısına göre basit cümlelerdir.

2. Bileşik Cümle

Tek bir yüklemi olan ve içinde yan cümlecik bulunan cümlelerdir. Yan cümlenin özelliğine ve yükleme bağlanışına göre değişik gruplara ayrılır.

a. Girişik Cümle

Yan cümleciğin fiilimsi olduğu cümlelerdir.

“Çocukların sağlıklı büyümesi için gayret gösterilmeli.”

cümlesinde “gayret gösterilmeli” yüklemdir. Diğer söz öbeği zarf tümlecidir. Bu tümleç içindeki “büyümesi” isim-fiili yan cümle yapmıştır. Fiilimsi hangi öğe içindeyse, görevi o öğeyle özdeştir. Bu cümlede zarf tümleci içinde olduğundan kendisi de zarf tümlecidir.

“Çiçekleri koparan çocukları sonunda yakaladım.”

cümlesinde “yakaladım” yüklemdir. “Çiçekleri koparan çocukları” nesnedir. Nesne içindeki “koparan” sıfat-fiili yan cümlecik yapmış, yan cümleciğin görevi de nesnedir.

“Kimsenin kalbini kırmadan görevini yaptı.”

cümlesinde “yaptı” yüklem, “kimsenin kalbini kırmadan” zarf tümlecidir. “Kırmadan” fiilimsi olduğundan yan cümleciktir.

Bazen yan cümlecik yüklemin içinde de olabilir.

“Kimsenin bilmediği, ıssız güzel bir yerdi.”

cümlesi bir sıfat tamlaması olduğundan, olduğu gibi yüklemdir. Yüklem içindeki “bilmediği” sıfat-fiili sıfat görevindedir. Yani yüklemin temel unsuru olan “yer” isminin tamamlayıcı öğesi olduğundan yan cümleciktir.

Bazı cümlelerde ise fiilimsi yüklem görevindedir.

“Romancının görevi okuyucuyu aydınlatmaktır.”

cümlesinde “aydınlatmaktır” fiilimsisi, temel cümleyi oluşturduğundan cümlede yan cümlecik yoktur. Cümle basit bir cümledir.

b. Şart Cümlesi

Temel cümleye şart koşan bir yan cümlecikten oluşan cümlelerdir.
Yan cümle daima -se, -sa şart kipiyle çekimlenir.

“Bir kişi daha olursa kadroyu tamamlıyoruz.”

cümlesinde “tamamlıyoruz” yüklemdir. “Bir kişi daha olursa ” öğesi ise şart bildiren yan cümleciktir.

“Sınava iyi hazırlanmışsa, onu mutlaka kazanır.”

cümlesinde “kazanır” yüklemdir, “sınava iyi hazırlanmışsa” öğesi ise temel cümleye şart koşan bir yan cümleciktir.

Şart anlamı veren her cümle yapıca şart cümlesi değildir.

“Yarın gelmek üzere şimdi dağılabilirsiniz.”

cümlesinde şart anlamı olmasına rağmen cümle yapısına göre şart cümlesi değildir. “Gelmek” sözü fiilimsi olduğundan cümle girişik bileşik cümledir.

c. İlgi Cümlesi

Çekimlenmiş bir fiilden oluşan yan cümleciğin, temel cümleye “ki” bağlacıyla bağlandığı cümlelerdir. Temel cümle çoğu zaman “ki” den önceki öğedir.

“Anladım ki o da beni seviyormuş.”

cümlesinde “anladım” yüklemdir. “Neyi anladım?” diye sorarsak “o da beni seviyormuş” sözü gelir; bu nesnedir. Aslında bir cümle olabilen söz öbeği nesne görevinde kullanıldığı için yan cümlecik oluşturmuştur. Yükleme “ki” bağlacıyla bağlandığı için cümle ilgi bileşik cümlesidir.

d. İç İçe Bileşik Cümle

Cümle içinde bulunan başka bir cümlenin yüklemin bir öğesi durumunda bulunduğu ya da bir öğenin tamamlayıcısı olduğu cümlelerdir.

“İçeriye girerken duyduğum, dışarıda bekle, sözü beni korkuttu.”

cümlesinde “korkuttu” yüklemdir. “Korkutan ne?” sorusuna “dışarıda bekle, sözü” cevap veriyor. Özne olan bu öğenin içinde bulunan “dışarıda bekle” söz öbeği aslında bir cümle olabilir; çünkü “bekle”, çekimlenmiş bir fiildir. Cümle olabilecekken temel cümlenin öğesi durumunda bulunan bu öğe, bir yan cümleciktir.

Cümlenin yüklemine göre gösterdiği durum da çoğu zaman yapıyla birlikte adlandırılır.

Örneğin;

“Bu konuyu iyi bilmek çok önemlidir.”

cümlesi yüklem isim soylu olduğu için isim cümlesi, “bilmek” yan cümleciğinden dolayı bileşik cümledir. İkisini birden ifade edecek olursak, cümle bileşik isim cümlesidir.

3. Sıralı – Bağlı Cümle

En az iki yüklemi bulunan cümlelerdir.

Örneğin;

“Kalktı, gitti.”

cümlesinde “kalktı” ve “gitti” yüklemleri birbirinin öğesi durumunda bulunmayan ayrı yüklemlerdir ve sıralı cümle oluşturmuşlardır.

Eğer yüklemler birbirlerine bir bağlaçla bağlanmışlarsa buna bağlı cümle denir.

“Aradım, fakat evde yoktun.”

cümlesinde “aradım” cümlesiyle “evde yoktun” cümlesi birbirine “fakat” bağlacıyla bağlanmıştır. Dolayısıyla bağlı cümle oluşturmuştur.

“Seni çağırdım, çünkü sana bir haberim var.”

“Mademki sen de gelecektin, niçin bana haber vermedin?”

“Ne konuyu biliyorsun ne de öğrenmeye çalışıyorsun.”

cümleleri değişik bağlaçlarla bağlanan bağlı cümlelerdir.

Sıralı cümlelerde yüklemlerin ortak öğesi bulunabilir. Bu tür cümlelere bağımlı sıralı cümledenir.

Örneğin;

“Öğrenciler kitaplarını aldılar, çantalarına koydular.”

cümlesinde “aldılar” birinci cümlenin yüklemidir. “Öğrenciler” özne, “kitaplarını” nesnedir. İkinci cümlenin yüklemi “koydular” dır. Bu cümlenin de öznesi “öğrenciler”; nesnesi “kitaplarını”dır. Görüldüğü gibi hem “aldılar” hem “koydular” yüklemlerinin özneleri ve nesneleri ortaktır. Bu nedenle cümle bağımlı sıralı cümledir.

Sıralı cümlede yüklemlerin hiçbir ortak öğesi yoksa cümle “bağımsız sıralı cümle” adını alır.

“Çocuklar bahçede oynuyordu; anneleri onları bekliyordu.”

cümlesinde “oynuyordu” ve “bekliyordu” yüklemlerinin hiçbir ortak öğesinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla cümle bağımsız sıralı cümledir.

Türkçe Konu Anlatımı 10 – Fiil Çatısı

FİİL ÇATISI

FİİL ÇATISI

Çekimli bir fiilden oluşan yüklemin nesne ve özneye göre gösterdiği durumlara çatı denir. Bundan hareketle, yüklemin isim soylu sözcüklerden oluştuğu cümlelerde çatının aranmayacağını söyleyebiliriz.

Çatı; yüklemin nesne ve özneyle ilgisi olduğundan, sorularda karşımıza çoğu kez, nesne-yüklem ve özne-yüklem ilişkisi olarak çıkar. Şimdi bunları ayrı ayrı inceleyelim.

NESNE – YÜKLEM İLİŞKİSİ

Fiiller nesne alıp almamalarına göre değişik şekillerde adlandırılır. Bunları dört grupta inceleyebiliriz.

1. Geçişli Fiil

Nesne alabilen fiillerdir. Bir fiilin nesne alıp almadığının nasıl anlaşılacağını cümle öğelerinde “nesne” konusunda işlemiştik. Buna göre, fiil nesne alıyorsa geçişli olacaktır.

Örneğin;

“Etrafı daha iyi görebilmek için ışığı yaktı.”

cümlesinde “yaktı” yüklemdir; “o” gizli öznedir. Nesneyi bulmak için “O neyi yaktı?” diye soruyoruz. “ışığı” cevabı geliyor. Öyleyse yüklem nesne almıştır; “yakmak” fiili geçişli bir fiildir.

Fiilin geçişli olması için cümlede mutlaka nesnesinin bulunması gerekmez. Bazen fiil geçişli olduğu halde cümlede nesne kullanılmamış da olabilir.

Örneğin;

“Ahmet mutlaka senden öğrenmiştir.”

cümlesinde “öğrenmiştir” yüklemine “Neyi öğrenmiştir?” diye sorduğumuzda cümlede herhangi bir öğenin cevap vermediğini görüyoruz. Ancak biz cümleye “onu” gibi bir nesne ilave edebiliriz. Öyleyse bu cümlenin yüklemi geçişlidir, ancak cümlede nesne yoktur. Böyle cümlelerde bir tür “gizli nesne” nin varlığı söz konusudur. Bu durumun görüldüğü cümleleri daima “onu” sözüyle kontrol edin, çünkü bu söz yalnızca nesne olabilir.

2. Geçişsiz Fiil

Nesne almayan fiillerdir. Bu fiillerin yüklem olduğu cümlelere dışarıdan da herhangi bir nesne getirilemez.

Örneğin;

“Eve dönünce, yorgunluktan, uzandığım yerde uyuyakalmıştım.”

cümlesinin yüklemine “Neyi uyuyakalmıştım?” diye sorduğumuzda mantıklı bir soru olmadığını görüyoruz. Çünkü bu fiiil nesne almaz; yani geçişsizdir.

Fiiller değişik eklerle çatı özelliğini değiştirebilir. Bu durumda “oldurganlık, ettirgenlik” durumu ortaya çıkar.

ÖZNE – YÜKLEM İLİŞKİSİ

Öznenin yüklemle ilişkisi beş grupta incelenir.

1. Etken Fiil

Yüklem durumundaki fiilin bildirdiği işi, öznenin kendisi yapıyorsa fiil etkendir.

Örneğin;

“Masanın üzerini güzelce temizledi.”

pan kim?” diye sorduğumuzda yine “o” cevabı geliyor. Yani özne, yüklemin bildirdiği işi kendisi yapmıştır. Öyleyse fiil etkendir.

“Yağmur yağıyor yine ince ince.”

“Taş bu yola nereden düşmüş?”

“Yapraklar gittikçe daha çok sararıyor.”

“Yaşlı kadının elleri bir hayli buruşmuştu.”

cümlelerinin yüklemleri de etken fiildir.

2. Edilgen Fiil

Fiilin bildirdiği işi özne değil de başkası yapıyorsa, özne bu işten etkileniyorsa, fiil edilgendir. Bu fiiller, etken fiillere “-l-” ve “-n-” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Etken fiilin nesnesi olan öğe, fiil edilgen yapıldığında özne durumuna geçer ve bu öznelere “sözde özne” adı verilir. Örneğin etken fiilde örnek verdiğimiz cümleyi edilgen yapalım;

“Masanın üzeri güzelce temizlendi.”

cümlesini incelersek; “temizlendi” yüklemdir. “Temizlenen ne?” diye sorduğumuzda “Masanın üzeri” öznesi cevap veriyor. “İşi yapan kim?” diye sorduğumuzda, “başkası” cevabı gelir. Yani işi yapan özne değil,

başkasıdır. Çünkü masa kendi kendini temizleyemez. Öyleyse fiil edilgendir, öznesi de sözde öznedir.

3. Dönüşlü Fiil

Fiilin bildirdiği işi özne kendi üzerinde yapıyorsa, yani özne hem işi yapan, hem de yaptığı işten etkilenense, bu anlamı veren fiil dönüşlüdür. Dönüşlü fiiller de etken fiillere “-l-” ve “-n-” ekleri getirilerek yapılır.

“Tarağı eline alıp bir süre tarandı.”

cümlesinde tarama işini öznenin kendi üzerinde yaptığı bellidir. Dolayısıyla fiil dönüşlüdür.

4. İşteş Fiil

En az iki özne tarafından yapılabilen fiillerdir. Bu fiiller, fiillere “-ş-” eki getirilerek türetilir. Bazı fiiller ise kök olarak “-ş-” ile bitmiştir ve işteş özellik gösterir.

İşteş fiiller işin yapılışına göre iki grupta incelenir.

a. Karşılıklı yapılma bildirir

Yüklem durumundaki fiilin anlamında öznelerin işi birbirlerine karşı yaptıkları görülür.

“Yolda karşılaşınca mutlaka selamlaşırlardı.”

cümlesine baktığımızda “selamlaşmak” eyleminin kişilerin karşılıklı yaptıkları bir iş olduğunu görürüz. İki kişi birbirine selam vermiştir.

“Ortadaki elmaları paylaştılar.”

“Boş yere saatlerce tartıştılar.”

“Boksörler çok yaman dövüştüler.”

cümlelerindeki yüklemler karşılıklı yapılan işteş fiillerdir.

b. Birlikte yapılma bildirir

Bunlarda özneler işi birbirlerine karşı değil hep birlikte yaparlar. Yani karşıdan bir hareketin olduğu görülmez.

“Çocuklar odaya girer girmez yemeklerin başına üşüştüler.”

cümlesinde “üşüşme” işini çocuklar hep birlikte yapmışlardır.

“Kuzular otların arasından meleşiyor.”

“Kuşlar etrafta sevinçle uçuşuyor.

“Çocuklar ağaçların arasında koşuşuyor.”

cümlelerindeki yüklemler birlikte yapılma bildiren işteş fiillerdir.

“Okula bu sabah birlikte gittiler.”

cümlesinde de yüklem birlikte yapılma bildirir, ancak biz buna işteş diyemeyiz. Çünkü işteş fiiller, önceden de söylemiştik, mutlaka “-ş-” ile bitmelidir.

Yapıca “-ş-” ile biten her fiil elbette işteş değildir.

“Adam genç yaşında dünyayı dolaştı.”

cümlesinde yüklem işteş değildir; çünkü karşılıklı ya da birlikte yapılma anlamı yoktur.

*                  *                  *

Bazı kaynaklarda “nitelikte eşitlik” adıyla işteş sınıfına alınan, oluş bildiren fiiller de vardır.

“Elleri çalışmaktan nasırlaşmış.”

“Görmeyeli bir hayli güzelleşmiş.”

“Pantolonu, yerde oturmaktan kırışmış.”

cümlelerindeki yüklemler bu türdendir. Ancak bunlarda herhangi bir iş bildirme olmadığından “işteş” mantığına pek uygunluk görülmez. Sorularda da bunun işteş olduğuna dair bir ipucu verilmemiştir.

5. Ettirgen Fiil

Konumuzun başında, nesne-yüklem ilişkisini verirken, ettirgenliğe de değinmiştik. Bu tür fiillerde işi özne bir başkasına yaptırır.

“Oğluna terliklerini getirtti.”

cümlesinde getirme işini yapan “oğlu” dur, özne ona işi yapmasını söylemiştir.

“Masayı bir güzel temizletti.”

“Soruyu ablasına çözdürdü.”

cümlelerinin yüklemleri de aynı özelliği göstermektedir.

Türkçe Konu Anlatımı 9 – Cümlenin Öğreleri

CÜMLENİN ÖĞELERİ

CÜMLENİN ÖĞELERİ

Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyeceğiz.

Bir cümlenin oluşması için en önemli şart, kip ve şahıs bildiren bir unsurun bulunmasıdır. Yani eğer cümle içinde herhangi bir söz, haber veya dilek kiplerinden herhangi biriyle çekimli halde bulunuyorsa o, bir yargı bildiriyor demektir. Yargı bildirmek ise cümle olmanın en önemli koşuludur. Şahıs bildirmek, cümle olmak için her zaman gerekli değildir.

Cümlede bulunabilecek öğeler, yüklem, özne, nesne ve tümleçlerdir. Bunların özelliklerinin neler olduğunu şimdi ayrı ayrı görelim.

Yüklem

Cümlede kip ve zaman bildirerek yargıyı ortaya koyan temel unsurdur. Tek başına cümle özelliği gösterir. Diğer öğeler yüklemin tamamlayıcı öğeleridir.

Cümlede yüklemi bulmak için herhangi bir öğeye soru soramayız. Onu çekimli durumda bulunan sözcüklerden anlarız.

Örneğin;

“Biliyorum” sözü “bilmek” eyleminin şimdiki zamanla çekimlendiğini gösteriyor. Öyleyse yargı bildiriyor demektir. Dolayısıyla bir cümledir.

“Biraz önce gelen çocuk, kapıcının kızıydı.”

cümlesindeki altı çizili söz isim tamlaması olduğundan;

“O, eskiden, yaramaz bir çocuktu.”

cümlesindeki altı çizili söz sıfat tamlaması olduğundan birbirinden ayrılmaz ve birlikte yüklem olur.

Özne

Cümlede yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da oluş içinde bulunan öğedir. Cümlenin temel öğesidir. Ancak her cümlede bulunmak zorunda değildir.

Cümlede özneyi bulmak için yükleme “kim” ve “ne” sorularını sorarız. Ancak özellikle “ne” sorusu, nesneyi bulmak için de sorulduğundan, biz özne sorusunu yükleme değişik biçimde sorarız.

Örneğin;

“Öğretmen soruyu bana sordu.”

cümlesinde “sordu” yüklemdir. Özneyi bulmak için yükleme “Soran kim?” diye soruyoruz. Cevap olarak “Öğretmen” geliyor. Öyleyse cümlenin öznesi bu sözcüktür.

Cümlede özne yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, açık olarak verilebileceği gibi, yüklemin çekiminden de çıkarılabilir. Cümlede olmayan, yüklemdeki şahıs eklerinden anlaşılan bu tür öznelere “gizli özne” adı verilir.
“Sana bu kitabı iki günlüğüne verebilirim.”

cümlesinin yüklemi “verebilirim” sözüdür. Özneyi bulmak için “Veren kim?” diye soruyoruz, “Ben” cevabı geliyor; ancak bu söz cümlede yok, biz bunu yüklemin bildirdiği şahıstan çıkarıyoruz. Öyleyse bu cümlenin öznesi gizli öznedir. Bu özne cümlede var olan öğelerden biri sayılmaz. Yani “Geldim.” cümlesinde öznenin “ben” olduğu görülse bile bu cümle sadece yüklemden oluşmuş sayılır.

Her cümlede özne bulunmaz. Yani eylemi yapan bazen belli değildir.

“Kasabaya bu yoldan gidilmez.”

cümlesinde “Gidilmeyen ne, gidilmeyen kim?” gibi sorulara cevap alınmaz. Öyleyse cümlenin öznesi yoktur.

Nesne

Cümlede yüklemin bildirdiği işten etkilenen öğedir. Yükleme sorulan “kimi, neyi, ne”sorularına cevap verir.

Nesneler hal ekini alıp almamalarına göre iki grupta incelenir.

1. Belirtili Nesne

Nesne görevinde bulunan söz, “-i” hal ekini almışsa, nesneye belirtili nesne denir.

“Çiçekleri annesine verdi.”

cümlesinde “Çiçekleri” nesnesi “-i” hal eki aldığından belirtili nesnedir.

2. Belirtisiz Nesne

Nesne görevinde bulunan söz “-i” hal ekini almamışsa nesne, belirtisiz nesnedir.

“Annesi için çiçek topladı.”

cümlesinde “çiçek” nesnesi bu eki almamış ve belirtisiz nesne olmuştur.

Dolaylı Tümleç

Yüklemin yöneldiği, bulunduğu, çıktığı yeri gösteren öğedir. Yükleme sorulan “-e”, “-de” ve “-den” hal eklerini alan sorulara aynı ekleri alarak cevap veren sözcük ya da söz öbekleri dolaylı tümleç görevinde bulunur. Soruların ve cevapların aynı ekleri alması zorunluluğu bunun diğer öğelerle karışmasına engel olur. Bunu örneklerle açıklayalım.

“Elindeki kitap ve defterleri bana verdi.”

cümlesinde altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “kime” sorusunu soruyoruz. Soru da cevap da aynı eki almış. Öyleyse “bana” sözü dolaylı tümleçtir.

“Sizinle ancak yaza görüşürüz.”

cümlesinde altı çizili sözcük de “-e” hal ekini almıştır. Ancak bu öğeyi bulmak için yükleme“ne zaman” sorusunu soruyoruz. Görüldüğü gibi soru hal eki almadan soruluyor. Öyleyse bu, “-e” hal eki almış olmasına rağmen dolaylı tümleç değildir.

“Kimseye sormadan dışarı çıktı.”

cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulmak için yükleme “nereye” sorusunu soruyoruz. Bu durumda soru, “-e” hal eki almış, ancak “dışarı” sözü aynı eki almamış. Öyleyse buna da dolaylı tümleç diyemeyiz.

Görüldüğü gibi sorular ve cevapların aynı ekleri alması koşulu, birbiriyle karışan öğeleri ayırt etmemizi sağlıyor.

Aynı durumu “-de” ve “-den” eklerinde de görebiliriz.

“Beni sınıfta iki saattir bekliyormuş.”

cümlesindeki altı çizili öğeyi cevap olarak almak için, yükleme “nerede” sorusunu soruyoruz. Öyleyse bu öğe dolaylı tümleçtir.

“Hepimiz iki saattir ayakta bekliyoruz.”

cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “nasıl” sorusunu sormamız gerekiyor. Görüldüğü gibi soru “-de” ekiyle sorulmamış. Demek ki öğe dolaylı tümleç değil.

“O, iki gün önce buradan ayrıldı.”

cümlesinde altı çizili öğe “nereden” sorusuna cevap vererek dolaylı tümleç olmuş.

“Senin de gelmeni yürekten isterdim.”

cümlesinde altı çizili öğe “nasıl” sorusuna cevap verdiğinden dolaylı tümleç değildir.

Şu elmadan üç kilo verir misin?”

cümlesinde altı çizili öğeyi bulmak için “neyden” sorusunu yükleme soruyoruz. Cevap geldiğinden öğe dolaylı tümleçtir.

Hastalandığından gelmedi.”

cümlesinde altı çizili öğeyi ise “niçin” sorusuyla buluyoruz. Öyleyse bu, dolaylı tümleç değildir.

Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Burada unutmamamız gereken, soruyla cevabın aynı ekleri (-e, -de, -den) almasıdır. Dolaylı tümleci bulduran soruları ezberlemek yerine, bunu kavramak daha avantajlı bir yoldur.

Zarf Tümleci

Yüklemin zamanını, durumunu, miktarını, yönünü, koşulunu vb. bildiren öğelerdir. Bunların her biri değişik bir soruyla bulunur.

Hava kararmadan köye inmeliyiz.”

cümlesindeki altı çizili zarf “ne zaman”;

Dosta düşmana muhtaç olmadan yaşamalıyız.”

cümlesinde altı çizili zarf “nasıl”;

“Aldığı notlar şaşılacak kadar yüksekti.”

cümlesindeki altı çizili zarf “ne kadar”;

“Tek bir söz bile söylemeden içeri girdi.”

cümlesindeki altı çizili zarf “nereye”;

Zamanımız kalırsa bir örnek daha çözeriz.”

cümlesindeki altı çizili zarf “hangi takdirde” sorularına cevap vermişlerdir. Yükleme sorulan bu sorulara cevap veren öğeler daima zarftır. Ancak burada “nereye” sorusuna dikkat etmeliyiz. Dolaylı tümleç konusunda da söylemiştik, bu soru dolaylı tümleci de buldurur. Ancak cevabın da aynı eki alması gerekir. Örnekteki “içeri” sözü ise bu eki almamıştır. Bu özelliği, yani hal eki almadan yön bildirme özelliğini yer-yön zarfları gösterir.

Cümleyi öğelerine ayırırken dikkat edilmesi gereken bir husus, azlık – çokluk zarflarının kullanımıdır.

“O, çok çalışkan bir öğrencidir.”

cümlesinde yüklem, altı çizili sözün tamamıdır. Çünkü “öğrenci” isimdir, “çalışkan” öğrencinin sıfatıdır. “çok” da çalışkan sıfatının zarfıdır. Dolayısıyla, “çok çalışkan bir öğrenci” sıfat tamlaması olduğundan bunlar birbirinden ayrılmaz. Oysa biz aynı cümleyi;

“O, çok çalışkandır.”

şeklinde kullansak, “çalışkandır” yüklem “çok” zarf tümleci olacaktır. Kısaca adlaşmış sıfatlar yüklem olduğunda, onun derecesini bildiren zarflar zarf tümleci olur. Çıkmış soruların birinde,

“Kafesteki kuşların tüyleri, şaşılacak kadar parlaktı.”

cümlesi verilmiş ve “şaşılacak kadar” öğesine zarf tümleci denmiştir.

Edat Tümleci

Çıkmış sorularda, seçeneklerde bile olsa, edat tümleci adının geçtiği görülmemiştir. Ancak bazı soruların çözümünde yardımcı olduğu söylenebilir. Eğer seçeneklerde “edat tümleci” adı geçmiyorsa, siz “edat tümleci” olarak gördüğünüz söz öbeklerine zarf tümleci de diyebilirsiniz.

Yüklemin ne ile, kimin ile, hangi amaçla, yapıldığını gösteren söz öbeklerine edat tümlecidenir.

“O, bütün yazılarını, dolma kalemle yazar.”

“Bu araştırmayı arkadaşlarıyla yapmış.”

“Bu yemekleri sizin için hazırladım.”

cümlelerindeki altı çizili söz öbekleri edat tümleci sayılır.

Cümle içinde her söz, cümlenin bir öğesi durumunda değildir. Yükleme sorulan sorulara cevap vermeyen söz veya söz öbekleri cümle dışı unsur sayılır. Örneğin aşağıdaki cümleyi öğelerine ayıralım.

“Ahmet, sana defalarca geç kalmamanı
Dolaylı       Zarf                Nesne

söylemedim mi?”
yüklem

Görüldüğü gibi “Ahmet” sözü cümlede yükleme sorulan herhangi bir soruya cevap vermiyor yani cümle dışı unsurdur.

CÜMLE VURGUSU

Cümlede asıl anlatılmak istenen öğe vurgulanır. Biz konuşurken, önemsediğimiz öğeyi cümlenin herhangi bir yerinde ses tonumuzu yükselterek vurgulayabiliriz. Ancak yazıda bunu yapamayacağımızdan, vurgulamak istediğimiz öğeyi yükleme yaklaştırırız. Yani cümlede yükleme en yakın öğe, en çok vurgulanan öğedir.

O,     beni,     hep burada bekler.”

Özne    Nesne     Zarf       Dolaylı       Yüklem

Tümleci   Tümleç

cümlesinde yükleme en yakın öğe dolaylı tümleç olduğundan, en çok vurgulanan öğe de odur.

ARASÖZ

Cümleyi söylerken söz arasına sıkıştırılan, bazen bir öğenin açıklayıcısı, bazen cümle dışı unsur olan söz veya söz öbeklerine arasöz denir. Eğer bu söz bir cümle ise “aracümle” diye de adlandırılır.

Açıklamadan da anlaşılacağı gibi arasözün iki işlevi vardır.

O kasabayıdoğduğum yeri, bu kitapta tanıttım.”
Nesne                                         Dolaylı       Yüklem

Tümleç

cümlesinde “doğduğum yeri” sözü, kasaba hakkında söylenmiştir ve kasabayı açıklamaktadır. Öyleyse bu öğe nesneyi açıklayan bir arasözdür.

Arasöz daima açıkladığı öğeden sonra gelir.

Ahmetsiz de çok iyi bilirsiniz, derslerine pek çalışmaz.”
özne                                               Dolaylı     Zarf     Yüklem
Tümleç  Tümleci

cümlesinde “siz de çok iyi bilirsiniz” sözü cümlenin geneli üzerinde açıklama yapan, ancak herhangi bir öğeyle ilgili olmayan bir arasözdür. Cümle dışı unsur olarak kabul edilir.

Arasöz ve aracümleler iki virgül arasında ya da iki kısa çizgi arasında verilir.

Anneme, hayatını bana adayan kadınasaygıda kusur etmem.”
D.Tümleç                  Dolaylı Tümleç                           Yüklem

Odaya girdiğimdeneden olduğunu bilmiyorumiçim garip bir hüzünle doldu.”

Zarf Tümleci                                                          Özne       Zarf Tümleci     Yüklem

cümlelerinde koyu renkle gösterilen sözler de arasözdür.

Türkçe Konu Anlatımı 8 – Ekler ve Sözcük Yapısı

EKLER VE SÖZCÜK YAPISI

EKLER

Sözcüklerin kök veya gövdelerine gelerek onların cümledeki görevlerini belirleyen, onlara değişik anlamlar katan ya da onlardan yeni sözcükler türeten ses veya ses bileşimlerineek denir.

Bunlardan çekim eklerini daha önce gördüğümüz için yapım ekleri üzerinde duracağız.

Yapım Ekleri

İsim ve fiillerin kök veya gövdelerine gelerek onlardan başka isim ya da fiil türeten eklerdir.

Burada kök sözünü de açıklamakta fayda var.

Kök

Bir sözcüğün anlamı ve yapısı bozulmadan parçalanamayan en küçük parçasıdır. Köklerde yapım eki bulunmaz, ancak çekim eki bulunabilir.

Örneğin;

“Evimiz” sözünde “ev”; sözcüğün, anlamlı ve parçalanamayan en küçük parçasıdır. “-(i)-miz” eki iyelik ekidir; yani isim çekim ekidir. Öyleyse bu sözcük yapım eki almamıştır, kök halindedir.
Kökler iki türde bulunur; İsim kökleri ve Fiil kökleri. “Geldi” sözcüğündeki kök “gel-” fiil kökü; “sözlük” sözcüğünün kökü olan “söz” isim köküdür. Ancak bazen ses taklidi yoluyla oluşan yansıma kökler de vardır.
Örneğin;

“ağaçlık” sözcüğünün kökünü bulurken en anlamlı olarak gördüğümüz “ağ” sözünü kök olarak düşünebiliriz. Ancak “ağaçlık” sözüyle balık tutmakta kullanılan “ağ” sözünün herhangi bir anlam ilişkisi yoktur. Öyleyse bu sözcüğün kökü “ağ” olamaz. Ondan sonra “ağa” sözcüğünü görüyoruz. Yine “ağaçlık” sözüyle “ağa” sözcüğü arasında bir anlam ilgisi yoktur. Öyleyse bunu da kök olarak alamayız. Alabileceğimiz kök elbette “ağaç” köküdür. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz; sözcüğün köküyle, ek aldıktan sonraki şekli arasında mutlaka bir anlam ilgisi olmalıdır.

Sözcüğün yapım eki aldıktan sonraki durumuna gövde denir.

Bir sözcük birden çok yapım eki alabilir. İlk yapım eki köke diğerleri gövdeye eklenir.

Çekim Ekiyle Yapım Ekinin Farkları:

Çekim ekleri eklendiği sözcüğün anlamında bir değişiklik yapmaz; yapım ekleri ise anlamı, köke bağlı olmak şartıyla, değiştirir.

Örneğin;

“Yolda bekliyor.” cümlesindeki “yol” sözü “geçilen yer” anlamındadır. “-de” hal ekini alarak “yolda” şekline geldiğinde de geçilen yer olma anlamı değişmemektedir.

“Yolcu bekliyor.” cümlesinde ise “geçilen yer” olan “yol” sözü “-cu” yapım ekini alarak bu anlamını yitirmiş “yoldan gelen” ya da “yola giden” kişi anlamına gelmiştir. Yani yolla bir anlam ilgisi vardır; ama yer ismi, kişinin niteliği anlamını ifade edecek hale gelmiştir.

Çekim ekleri bir sözcüğe yapım ekinden sonra eklenir. Yani önce yapım ekleri, sonra çekim ekleri gelir. İstisnaları olsa da bu genel bir kuraldır.

Ek ve kök hakkındaki bu genel bilgilerden sonra şimdi eklerin önemlileri üzerinde durabiliriz.

a. İsimden İsim Yapan Ekler

İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni isimler türeten eklerdir. Ancak bu sözcükler sıfat, zarf gibi görevlerde de kullanılabilir.

Bu eklerden bazıları şunlardır:

“-lık – lik” eki

“Buraya bir odunluk yapmıştık.”

cümlesinde ek, “odunların koyulacağı yer” anlamında bir sözcük türetmiş.

“Pencereye güneşlik almamız gerekiyor.”

cümlesinde güneşten korunmak için kullanılan alet ismi yapmış.

“Sendeki bu gençlik bir gün gidecek.”

cümlesinde soyut bir isim yapmış.

Kiralık ev arıyoruz.” cümlesinde “kiraya verilecek” anlamında sıfat yapmış.

Benlik özenle korunmalıdır.”

cümlesinde zamire gelerek ondan soyut bir isim türetmiştir.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bir ek eklendiği sözcüğe değişik anlamlar katabilir. Bundan sonraki ekleri cümle içinde gösterip geçeceğiz. Ne anlama geldiğini cümle içindeki kullanımlardan çıkarabilirsiniz.

“Artık biz de şehirli olduk.”

“Kimse evsiz yaşayamaz.”

“Her noktaya bir gözcü koyalım.”

“Bu yaz İngilizce kursuna gideceğim.”

“Gençleri çağdaş bir insan olarak yetiştirelim.”

“Yarışmada üçüncü olduğumu söylediler.”

“Her sınıftan üçer kişi gelsin.”

“O çocuksu gülüşüne bayılıyorum.”

“Bu yemeğin acımsı bir tadı var.”

“Onun kendine özgü bir anlatımı var.”

“Sen çok bencil birisin.”

“Şu gelen sarışın çocuğu tanıyor musun?”

“Seninle yaşıt olduğumu bilmiyordum.”

Bunların dışında, az da olsa, kullanılan isimden isim yapma ekleri de vardır. Önemli olan kök halindeki sözcüğü bulup eklerini inceleyebilmektir.

Küçültme eki olarak kullanılan “-cık, -cağız, -cak” eklerini kimi kaynaklar çekim eki olarak değerlendirir. Ancak sorulardan anladığımız kadarıyla bu ek yapım ekidir.

“Kış gününde bu incecik gömlekle gezilir mi?”

“Bu hayvancağız bu kadar yükü nasıl taşısın?”

cümlelerinde gördüğümüz bu ekin, acıma, pekiştirme, sevgi gibi birçok anlamlar taşıdığı görülür.

Küçültme eki eklendiği sözcükte bazen ses düşmesine, bazen ses türemesine sebep olabilir.

Küçücük elleriyle öyle güzel resim yapıyordu ki!”

cümlesinde “küçük” sözü “-cik” ekini aldığında, sondaki “k” sesi düşüyor.

“minik       ®      minicik”

“ufak        ®       ufacık”

“yumuşak  ®  yumuşacık” sözcüklerinde de aynı özelliği görebiliriz.

Bazen de ses türemesi olabilir.

“Azıcık aşım, kaygısız başım.” atasözünde “az” sözcüğüne “-cık” ekini getirdiğimizde “azcık” olması gerekirken “azıcık” olmuş; yani arada bir “ı” sesi türemiş.

“Bu gencecik yaşında ne sıkıntılar çekti zavallı.”

cümlesinde ise ekten önce “e” sesinin türediğini görüyoruz.

Kimi sözcüklerde bu ek, fiilden sözcük türetmiş gibi görülebilir.

Örneğin;

“Bebek, etrafındakilere gülücükler yolluyordu.”

cümlesinde “gülücük” sözü sanki gülmek fiiline “-cik” eki getirilerek yapılmış; oysa sözcük aslında “gülüş-cük” şeklindeymiş, daha sonra “ş” düşerek “gülücük” olmuş.

Bazı durumlarda “-cık” eki küçültmeyle ilgisi olmayan, bir nesne, bir kavram adı da yapabilir.

“Onun bu yıl kulakçık ameliyatı olması gerekiyor.”

“Yaşlılıktan elmacık kemikleri dışarı çıkmış adamın.”

cümlelerinde bu ekin küçültme anlamından sıyrıldığını ve nesne ismi yaptığını görüyoruz.

Bazı isimden isim yapma ekleri de yansıma sözcüklere gelerek onlardan isim türetebilir.

“Bu gürültü nereden geliyor?”

cümlesinde “gürül” yansıma sözcüğü “-tü” eki alarak isim olmuştur.

“Dün geceki horultu kimden geliyordu öyle?”

“Bu mahallede fısıltı gazetesi iyi çalışıyor galiba.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler yansımadan isim olan sözcüklerdir.

b. İsimden Fiil Yapan Ekler

İsim kök veya gövdelerine gelerek onlardan fiil türeten eklerdir.

“Bahçedeki çiçekleri suladı.

cümlesindeki altı çizili sözü incelediğimizde “su” ismine getirilen “-la-” eki, ismi “sulamak” şeklinde bir fiile dönüştürmüştür.

İsimden fiil yapan önemli ekleri cümlelerde gösterelim.

“Yol, buradan sonra gittikçe daralıyor.”

“Yaşlı adam yerinden doğruldu.

“Parmağu uzun süre kanadı.

“Yaptığı fedakarlığı duyunca gözleri yaşardı.

“Derste kulağıma bir şeyler fısıldadı, gitti.”

“Neden bu kadar geciktin?”

“Sıkıntılara dayanamayıp delirdi zavallı.”

“Bu sözlerimi neden bu kadar garipsediniz?”

“Konuşmacının düşüncelerini pek benimsemedim.”

Ekler bazı sözcüklerde ses düşmesine sebep olabilir.

“Haberi duyunca rengi sarardı.”

cümlesinde altı çizili sözcük “sarı” ismine “-ar” eki getirilerek yapılmıştır. Bu sırada “sarı” sözcüğünün sonundaki “ı” sesi düşmüştür.

c. Fiilden İsim Yapan Ekler

Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan isim türeten eklerdir. Bunlar da cümlede sıfat, zarf görevlerinde kullanılabilir.

“Burada eskiden bir durak vardı.”

cümlesinde altı çizili sözcük, “dur-” fiiline “-ak” eki getirilerek yapılmıştır.

En çok kullanılan fiilden isim yapma eklerini cümle içinde gösterelim.

“Bu istek bende eskiden beri var.”

“Gereksiz bir yığın eşya var bu evde.”

“Herkese sevgi duymam gerekmiyor.”

“Büyük bir dalga, kuma yazdıklarımı sildi, götürdü.”

“O, babasına çok düşkün bir çocuk.”

“Bu kadar alıngan olmana gerek yoktu.”

“Her dalgıç bu kadar derine dalamaz.”

“Yeni aldığım süzgeç ortalıkta görünmüyor.”

“Doğa durağan değil değişkendir.”

“Bu eserin okuyucu bulması çok zor.”

“Artık aynı şeyleri yapmaktan usanç duydum.”

“Bu yazı geçen gün dergide yayınlandı.”

“Bir ay da kesinti olmasa maaşlarda.”

“Geldiklerine dair bir belirti var mı?”

“Dağlar bize artık geçit vermiyor.”

Işıl ışıl bir güne daha merhaba dedik.”

Türkçe’de sayı bakımından en çok yapım eki fiilden isim yapma ekleridir. Biz burada ancak çok önemlilerini verdik.

d. Fiilden Fiil Yapma Ekleri

Fiil kök veya gövdelerine gelerek onlardan yeni fiiller türeten eklerdir.

“Buradan iki yıl önce taşındı.”

“Müzeyi gezmeden buradan gidilmez.”

“Ortalık iyice karıştı.”

“O sudan sana da mı içirdiler?”

“Bu sözümüz onu mutlaka darıltmıştır.”

“Yeni takılan sokak lambalarını söktürmüşler.”

“Çiçekleri dalından koparmayın.”

“Bu suçlama karşısında biraz şaşaladım.”

SÖZCÜĞÜN YAPISI

Sözcüğün yapısını üç grupta inceleyebiliriz: Basit sözcük, türemiş sözcük, bileşik sözcük.

Şimdi bunları ayrıntılarıyla görelim.

1. Basit Sözcük

Yapım eki almayan sözcüklerdir. Bu tür sözcükler çekim eki almış olabilir. Yapım eki almadıklarından bunlar daima kök halinde bulunur.

“Her tarafı bembeyaz karlar örtmüştü.” cümlesindeki bütün sözcükler basittir.

2. Türemiş Sözcük

Yapım eki alan sözcüklerdir. Türemiş sözcükler cümledeki görevlerine göre belli türleri karşılar. Böylece sözcük hem yapı hem görevce adlandırılır; yani türemiş isim, türemiş sıfat, türemiş fiil…. gibi.

“Bu köşeye bir kitaplık kurmak lazım.”

“Bana bir silgi verebilir misin?”

“Sınıfımızın başkanı çok dalgın biriydi.”

“O her zaman büyük düşünürdü.”

“Yolda çok hızlı yürürdü.”

“O her zaman yanında çalışanları gözetirdi.”

“Çocuklar asla sevgisiz yaşayamaz.”

“Çok acıktım, haydi yemeğe gidelim.”

cümlelerindeki altı çizili sözcükler türemiştir.

cümlesinde altı çizili sözcük, “aç” ismine”-ık” isimden fiil yapma eki getirilerek türetilmiştir. Buna türemiş fiil diyoruz.

“Yaprakların hışırtısı, kuşların cıvıltısına karışmış, tatlı bir musıki oluşturmuştu.”

cümlesinde altı çizili sözcükler “hışır”, “cıvıl” yansıma sözcüklerine “-tı” eki getirilerek yapılmıştır ve yansımadan türeyen isim oluşturulmuştur.

*                                 *                                 *

Bazı pekiştirmeli sözcüklerde sözcüğün başına bir hece eklendiği görülür.

“Etraf bembeyaz olmuş, göz kamaştırıyordu.”

cümlesinde altı çizili sözcük incelendiğinde “beyaz” sözcüğünün ilk hecesinden oluşturulmuş “bem” hecesinin sözcüğün başına geldiğini görüyoruz. Bu bir ek olmadığından sözcük yapım eki almamıştır; yani basittir.

Diğer taraftan, Türkçe sondan çekimli bir dildir, ekler daima sözcüğün sonuna eklenir.

Bir sözcük sadece kökten türetilmez; gövdelerden de türetilebilir.

“Şuralarda bir gözlükçü vardı eskiden.”

cümlesinde altı çizili sözcük “göz” isminden “gözlük”, “gözlük” isminden “gözlükçü” olmuştur. Görüldüğü gibi “-lük” eki sözcüğün köküne, “-çü” eki gövdesine eklenmiştir. Elbette sözcük yine türemiş bir isimdir.

3. Bileşik Sözcük

İki farklı sözcüğün bir araya gelerek kendi anlamlarından az çok farklı bir anlam oluşturacak biçimde kaynaşmasıyla oluşan sözcüklerdir.

Bileşik sözcükler değişik şekillerde oluşur. Kimileri isim tamlamalarının, kimileri sıfat tamlamalarının, kimileri cümle özelliği gösteren söz öbeklerinin kaynaşmaları sonucunda oluşmuştur.

Bu kaynaşma sırasında sözcüklerin her ikisi anlamını kaybedebilir.

“Bahçeden çok güzel hanımeli kokusu geliyordu.”

Sözcüklerden sadece biri anlamını kaybetmiş olabilir.

Yeryüzü yemyeşil olmuştu yine.”

Sözcüklerden hiçbiri anlamını tam olarak kaybetmemiş olabilir.

“Bu kış yeni bir ayakkabı almam gerek.”

*                                 *                                  *

Bileşik sözcükler yapılışlarına göre değişik özellikler gösterir. Bunları şu şekilde gruplandırabiliriz.

a. İsim Tamlaması Yoluyla

“Komşunun çocuğu kuşpalazına yakalanmış.”

“Onlar düğünden sonra balayına gidecekler.”

“Üzerinde camgöbeği renginde bir kazak vardı.”

“Bahçenin bir köşesine aslanağzı ekmişlerdi.”

cümlelerinde altı çizili bileşik sözcükler isim tamlaması yoluyla oluşmuştur. Sözcükleri ayrı düşündüğümüzde bu, açık olarak anlaşılır.

Bazen bu yolla oluşan isimlerin – özellikle yer isimleri – sonunda iyelik ekinin düştüğü görülür.

“Edirnekapı ®       Edirnekapı”

“Kadıköyü ®       Kadıköy”

sözcüklerinde altı çizili eklerin düştüğünü görüyoruz.

b. Sıfat Tamlaması Yoluyla

“O ne açıkgöz adamdır bilsen.”

“Buradan Acıgöl’e gidebilir miyiz?”

“Buralarda eskiden çok sivrisinek olurdu.”

“Bu mevsim tam karatavuk avlama mevsimidir.”

cümlelerinde altı çizili bileşik sözcükler sıfat tamlamalarının kalıplaşmasıyla oluşmuştur.

c. İyelik Ekinin Kaynaştırması Yoluyla

“Burası bağrıyanık insanların diyarıdır.”

“Çocukları fazla başıboş bırakmamalıyız.”

“O sütübozuk adama güvenir miyim hiç?”

cümlelerindeki altı çizili sözcüklerde, birinci sözcük isim, ikinci sözcük sıfat özelliği gösteriyor ve isim olan sözcük iyelik eki almıştır.

d. İki Çekimli Fiilin Kaynaşması Yoluyla

“Odaya yeni bir çekyat alalım.”

“Bu denizlerde gelgit olayı pek görülmez.”

“Ekinler biçerdöverlerle biçilip ambarlara doldurulurdu.”

“Onunla uyurgezer diye dalga geçerlerdi.”

cümlelerinde her iki sözcük de çekimlidir. Birleşerek kendi anlamlarından farklı bir anlam ifade etmişler, ya da tür değişikliğine uğrayıp ad ve sıfat görevinde sözcükler oluşturmuşlardır.

e. Bir İsimle Bir Çekimli Fiilin Kaynaşması Yoluyla

“Onun gibi mirasyedi birinden, başka ne beklenir.”

“Yeni bir ateşkes imzalanacakmış.”

“Bu lokantada imambayıldı güzel yapılır.”

cümlelerinde altı çizili sözcüklerin birincisi isim, ikincisi çekimli bir fiildir. Sözcükleri gerçek anlamlarında düşündüğümüzde bunların bir cümle özelliği gösterdiğini söyleyebiliriz.

f. İsim ve Fiilimsinin Kaynaşması Yoluyla

“Bu bölgede günebakan yetişmiyormuş.”

“Ahmet karakaçanın sırtına binmiş gidiyordu.”

“Böyle oyunbozanlık edersen seninle geçinemeyiz.”

“Bu limana bir dalgakıran yapmak lazım.”

“Onun gibi çöpçatan birini görmedim, doğrusu.”

cümlelerinde birincisi isim soylu sözcük, ikincisi sıfat-fiil olan bu sözcüklerden bir bileşik sözcük meydana gelmiştir.

Bunlardan başka yollarla da bileşik sözcük oluşturulabilir. Önemli olan iki ayrı sözcüğün kaynaştığını anlayabilmektir.

Bileşik sözcüklerin kimileri oluşurken ses kaybı olabilir.

“Pazartesi günü size geleceğim.”

cümlesindeki sözcüğün oluşmasına bakalım.

Pazar – ertesi ®          Pazartesi

Görüldüğü gibi “er” hecesi düşmüştür.

Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda ise iki ayrı sözcüğün varlığı bile hissedilemez.

sütlü aş

ne asıl

bu öyle

®

®

®

sütlaç

nasıl

böyle

Bu sözcüklerin artık iki ayrı sözcükten oluştuğunu düşünemiyoruz bile.

Türkçe Konu Anlatımı 7 – Sözcük Türleri 3

SÖZCÜK TÜRLERİ

C – FİİLLER

FİİL (EYLEM)

Fiiller, kalıcı kavram ya da varlıkları karşılamaz. Bunlar hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Mastar halinde bir hareketin adı olurlar: “yürümek, olmak, düşünmek vs.”

FİİL ÇEKİMİ

Fiillerin kip ve şahıs bildirecek biçimde düzenlenmesine denir. Bir çekimde kip mutlaka bulunur, ancak şahıs bazen bulunmayabilir. Çekimin daha iyi anlaşılabilmesi için “kip, zaman, şahıs” kavramlarının bilinmesi gerekir.

Fillerde Kip

Eylemlerin bir hareketi, oluşu, durumu ortaya koyuşu farklı şekillerde olur. Bazen bunlar bir başkasına haber verme şeklinde aktarılır, bazen bir koşula bağlanır, bazen istenen bir durum anlatılır. Buna fiilin kipi denir.

Türkçe’de kipler iki grupta incelenir. Bunlar haber kipleri ve dilek kipleridir.

1. Haber (Bildirme) Kipleri

Fiilin çekiminde kesin bir zaman ifadesi varsa, fiil haber kipindedir. Biz bunu fiilin çekimini adlandırırken açıklarız aslında. Örneğin; “gelecek” fiilinin çekimini söylerken “gelecek zamanla çekimlenmiş” deriz. İşte çekimi adlandırırken “zaman” ifadesini kullanıyorsak fiilin kipi “haber kipi”dir.

Bu kipin beş çekimi vardır. Bunları çekimleriyle birlikte gösterelim.

a. Bilinen Geçmiş Zaman (-di’li)

Eylemin yapılışının kesin olarak bilindiğini gösterir.

I. Tekil Şahıs                        al – dı – m

II. Tekil Şahıs                       al – dı – n

III. Tekil Şahıs                      al – dı

I. Çoğul Şahıs                       al – dı – k

II. Çoğul Şahıs                      al – dı – nız

III. Çoğul Şahıs                     al –  – lar
fiil  kip eki  şahıs eki

Görüldüğü gibi fiiller altı şahsa göre çekimlenir. Bundan sonraki çekimlerimizde sadece örnekleri yazacağız; şahıs sırasını siz bu örneğe göre belirleyin.

b. Öğrenilen Geçmiş Zaman

Bildirilen işin yapıldığını, başkasından duyma şeklinde ifade eden çekimdir.

al – mış – ım                      al – mış – ız

al – mış – sın                    al – mış – sınız

al – mış                           al – mış – lar

“-miş” eki her zaman başkasından duyulma anlamı taşımayabilir.

“Elin kanamış, ne yaptın yine?”

cümlesinde “-mış” eki görülen bir durumu anlatmaktadır.

“Sıcak sobanın başında uyuyakalmışım.”

cümlesinde ise sonradan farkına varılan bir durum anlatılmaktadır.

c. Şimdiki Zaman

Eylemin söylendiği anla yapıldığı ânın bir olduğunu gösterir.

Çalış – (ı)yor – um                    Çalış – (ı)yor – uz

Çalış – (ı)yor – sun                   Çalış – (ı)yor – sunuz

Çalış – (ı)yor                           Çalış – (ı)yor – lar

Parantez içinde gösterilen ses, ünlüyle biten fiillerde görülmez: “uyu – yor”

Fiile şimdiki zaman anlamı veren, hatta “-yor” ekinden daha kesin bir biçimde “işin üzerinde olma” anlamını veren bir diğer ek de “-makta, -mekte” ekidir. Mastar ekiyle “-de” hal ekinin kaynaşmasından oluşan bu ek günümüzde tamamen şimdiki zaman anlamı veriyor.

Gel – mekte – y – im

Gel – mekte – sin

Gel – mekte

Gel – mekte – y – iz

Gel – mekte – siniz

Gel – mekte – ler

Hatta bazı kullanımlarda bu ekin “-mada, -mede” şekillerine dönüştüğü görülür.

“Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer”

dizesinde altı çizili fiiller bu şekilde çekimlenmiştir.

d. Gelecek Zaman

Eylemin, söylendiği andan sonra yapılacağını ifade eder.

Sor – acak – ım (soracağım)

Sor – acak – sın

Sor – acak

Sor – acak – ız (soracağız)

Sor – acak – sınız

Sor – acak – lar

e. Geniş Zaman

Fiilin herhangi bir zamanda yapılabildiğini gösterir.

Koş – ar – ım

Koş – ar – sın

Koş – ar

Koş – ar – ız

Koş – ar – sınız

Koş – ar – lar

2. Dilek (isteme) Kipleri

Bu kiplerde zaman anlamı yoktur. Örneğin; “gitmeliyim” sözünde bu işin ne zaman yapılacağı değil, gitmenin arzu edildiği anlatılmak isteniyor. Dilek kiplerinin dört çekimi bulunuyor.

a. Gereklilik Kipi

Eylemin yapılması gerektiğini anlatan kiptir. Bazen cümleye ihtimal anlamı da katabilir. Ancak daha çok zorunluluk bildirir.

Sor – malı – y – ım

Sor – malı – sın

Sor – malı

Sor – malı – y – ız

Sor – malı – sınız

Sor – malı – lar

“Bu yazıyı iki saatte bitirmeliyim.” cümlesinde gereklilik,

“Şimdiye dek eve gelmiş olmalı.” cümlesinde ihitimal anlamı verir.

b. Şart Kipi (Dilek- Koşul)

Bazı cümlelerde dilek, bazılarında koşul anlamı katan fiil çekimidir.

Bul – sa – m

Bul – sa – n

Bul – sa

Bul – sa – k

Bul – sa – nız

Bul – sa – lar

“Şu okul bir bitse de rahatlasak.” cümlesinde istek,

“Kapıyı açsa beni görecekti.” cümlesinde koşul anlamı verir.

c. İstek Kipi

Eskiden çok kullanılan ancak günümüzde oldukça sınırlı bir kullanım alanı bulunan fiil kipidir. “-a, -e” eki kullanılarak yapılır.

Bil – e – y – im (-eyim)

Bil – e – sin

Bil – e

Bil – e – lim

Bil – e – siniz

Bil – e – ler

Bunlardan en çok birinci tekil ve birinci çoğul şahıslar kullanılır.

“Son yazdığım şiiri getireyim.”

“Anlat da neler olduğunu, biz de bilelim.”

cümlelerinde bu kipi görüyoruz.

d. Emir Kipi

Eylemin yapılması gerektiğini buyruk şeklinde bildiren çekimdir. Birinci tekil ve birinci çoğul şahsın emir çekimi yoktur. Emir kipinin çekimi şahıs ekleri ile yapılır.

—–                         —–

gel            gel – in (gel – iniz)

gel – sin     gel – sin – ler

Görüldüğü gibi emir kipinin birinci tekil ve birinci çoğul şahıslarında çekimi yoktur.

“Yarın bize biraz erken gel.”

Çıkın odadan hepiniz.”

cümlelerinde altı çizili fiiller emir kipiyle çekimlenmiştir.

Fiil Çekimlerinde Olumsuzluk

Fiillerin olumsuz biçimleri, kip eklerinden önce “-ma, -me” olumsuzluk ekinin getirilmesiyle yapılır.

Koş – tum ® Koş – ma – dı – m.

Gel – miş – sin ® Gel – me – miş – sin

Bırak – acak ® Bırak – ma – y – acak

Sor – malı – y – ım ®  Sor – ma – malı – y – ım

Olumsuz çekimde tek özel durum, geniş zamanın çekiminde görülür.

Bunda olumsuzluk eki, zaman eki ve şahıs eki tamamen kaynaşmış durumdadır.

Bil – ir – im

Bil – ir – sin

Bil – ir

Bil – ir – iz

Bil – ir – sin – iz

Bil – ir – ler

®

®

®

®

®

®

Bil – mem

Bil – mezsin

Bil – mez

Bil – meyiz

Bil – mezsiniz

Bil – mezler

Fiil Çekiminde Soru

Fiil çekiminin soru şekli “mı, mi” ile yapılır. Buna soru eki diyenler olduğu gibi soru edatı diyenler de vardır. Fiil çekiminde “mi” bazen kip ekiyle şahıs eki arasında, bazen şahıs ekinden sonra gelir.

Geldin

Gelmişiz

Geliyorsun

Gelmeliyim

Gitsek

Gideyim

®

®

®

®

®

®

Geldin mi?

Gelmiş miyiz?

Geliyor musun?

Gelmeli miyim?

Gitsek mi?

Gideyim mi?

altı çizili çekimlerde şahıs ekinden sonra diğerlerinde kip ve şahıs ekleri arasına girmiştir.

FİİLLERDE ANLAM (ZAMAN) KAYMASI

Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmaz. Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. Elbette bu, cümlenin anlamıyla ilgilidir. Kısaca, cümlede yüklemin çekimlendiği kip veya zamanla işin yapıldığı kip veya zamanın farklı olmasına anlam kayması denir.

“Sizi yarın burada bekliyorum.” cümlesinde “bekliyorum” yüklemi şimdiki zamanla çekimlendiği halde iş “yarın” yani gelecek zamanda yapılacaktır. Öyleyse burada zaman kayması vardır.

“O her gün aynı saatte yola çıkıyor.”

cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş “her gün” yani geniş zamanda yapılıyor.

“O daha üç yaşındayken babasını kaybediyor.”

cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş geçmiş zamanda olmuş.

“Bu dilekçeyi sonra yazarsınız.”

Cümlesinde fiil geniş zamanda çekimlenmiş, iş gelecek zamanda yapılacak.

“Keloğlan’ın yolu bir gün bir kasabaya düşer.”

cümlesinde geniş zaman, geçmiş zaman yerine kullanılmış.

Bazı cümlelerde ise haber kipleri dilek kipleri yerine kullanılır.

“Bu cami de bize Selçuklulardan kalma bir eser olacak.”

cümlesinde gelecek zaman, gereklilik kipi (olmalı) anlamında kullanılmıştır.

Bazen dilek kipleri de birbirleri yerine kullanılır.

“Gelsen de şu işleri birlikte yapsak.” cümlesinde şart kipi, istek anlamında kullanılmıştır.

“Şöyle buyrun efendim!” cümlesinde emir, istek anlamındadır.

Örnekler çoğaltılabilir. Sonuç olarak, önce yüklemin kip veya zamanına daha sonra işin yapıldığı kip veya zamana bakarsak ve bunların farklı olduğunu görürsek, cümlede anlam (zaman) kayması vardır.

Zaman kaymasının olduğu cümleler anlamca bozuk değildir. Bu sadece Türkçe’nin bir söyleyiş zenginliğidir.

EKFİİL (EKEYLEM)

Mastar olarak bir anlamı olmayan, isim ve isim soylu sözcüklere gelerek onları cümlede yüklem olarak kullandıran ve çekimlenmiş fiillere gelerek bileşik çekimli fiiller oluşturan “imek” fiiline denir.

Bu fiilin dört basit çekimi bulunur. Basit çekimli durumda sadece isim soylu sözcüklerde bulunur. Üç bildirme (haber), bir dilek kipi bulunan bu fiilin çekimini şu şekilde gösterebiliriz.

a. Bilinen Geçmiş Zaman (idi)

Öznenin önceden içinde bulunduğu bir oluşu bildirir.

Öğrenciydim                         (Öğrenci idi – m)

Öğrenciydin

Öğrenciydi

Öğrenciydik

Öğrenciydiniz

Öğrenciydiler

Sadece isme değil zamire, edata, tamlamalara da eklenebilir.

“Seni buraya çağıran bendim.” cümlesinde zamire,

“Dün biraz rahatsız gibiydi.” cümlesinde edata,

“Elinde taşıdığı paket, düğün hediyesiydi.” cümlesinde isim tamlamasına,

“Yeni aldığım ev bahçeli bir evdi.” cümlesinde sıfat tamlamasına gelerek onlara zaman anlamı kazandıran “-di” ekleri hep ekfiildir.

b. Öğrenilen Geçmiş Zaman (imiş)

Öznenin başkasından duyulan bir oluş içinde bulunduğunu gösterir.

Doktormuşum                          (Doktor imiş – im)

Doktormuşsun

Doktormuş

Doktormuşuz

Doktormuşsunuz

Doktormuşlar

Bu da zamire, edata vs. eklenebilir.

c. Şart Kipi (ise)

Hastaysam                                 (Hasta ise – m)

Hastaysan

Hastaysa

Hastaysak

Hastaysanız

Hastaysalar

şeklinde çekimlenir ve isim soylu söcüklere şart anlamı yükler.

d. Geniş Zaman

Bu zaman çekiminde ekfiil diğer çekimlerinde olduğu kadar belirgin değildir. Diğerleri, eklendiği sözcükten “idi”, “imiş”, “ise” diye ayrılabileceği halde, geniş zamanda ayrılmaz.

Ben şair – im

Sen şair – sin

O şair(dir)

Biz şair – iz

Siz şair – siniz

Onlar şairler(şairdirler)

Sensin beni hasta eden.” cümlesinde zamire,

“Sen tam bana göresin.” cümlesinde edata,

“Elmaların en iyisi Amasya elmasıdır.” cümlesinde isim tamlamasına gelmiş ve onları yüklem yapmıştır.

Ekfiilin Olumsuzu

Ekfiille çekimlenmiş sözcükler “değil” edatıyla olumsuz yapılır.

Öğretmendim

Doktormuş

Hastaysa

Şairim

®

®

®

®

Öğretmen değildim.

Doktur değilmiş.

Hasta değilse.

Şair değilim.

örneklerinde ekfiilin olumsuz çekimi görülmektedir. Diğer fiillerin “-ma, -me” ile, ekfiilin “değil” ile olumsuz yapılması, ekfiilin bulunmasını oldukça kolaylaştırır.

“Karnım iki gündür açtı.”

“Kapıyı ardına kadar açtı.” cümlelerinde altı çizili sözcüklerden hangisinin ekfiil aldığını bulmak için cümleleri olumsuz yaparız.

“Karnı iki gündür açmadı.” olmayıp

“aç değildi.” olacağına göre birincide ekfiil kullanılmıştır.

“Beni aramış doktorum.”

“İki yıldır doktorum.” cümlelerinde de benzer ekler görülüyor. Ayrı yöntemle bunu da ayırabiliriz.

“Beni aramış doktor değilim.” denmez, ancak “İki yıldır doktor değilim.” olur. Öyleyse ikinci cümledeki, ekeylemdir.

Burada “değil” edatının zaman eklerinden önce geldiğini de söyleyelim. Yani “hastaydı” sözü “hastaydı değil” şeklinde olumsuz yapılmaz; “hasta değildi” şeklinde yapılır.

Ekfiilin Soru Şekli

Bu fiilin soru şekli de diğer fiillerde olduğu gibi “mi” ile yapılır. “mi” sözü isimle ekfiil arasına girerek kullanılır.

Öğretmendim

Doktormuş

Şairim

®

®

®

Öğretmen miydim?

Doktor muymuş?

Şair miyim?

Ekfiilin geniş zamanında kullanılan ekler çekimlenmiş fiillerden sonra gelmez. Ancak üçüncü tekil şahısta kullanılan “-dir” eki çekimli fiillerden sonra gelerek onlara ihtimal ya da kesinlik anlamı katabilir. Bu görevi üstlendiğinde bu ekin adı bildirme eki olur.

BİLEŞİK ZAMANLI FİİLLER

Basit zamanlı fiil, fiilin tek bir zaman veya kip bildirecek şekilde çekimlenmesiydi. Bileşik zamanlı fiil ise, fiilin birden çok kip ve zaman bildirecek biçimde çekimlenmesiyle oluşur. Basit çekimli fiillere ekfiilin getirilmesiyle yapılır. Üç grupta incelenir.

a. Hikaye Bileşik Zamanı

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “idi” şekli getirilerek yapılır.

gel –   miş –   idi –   m ®    gelmiştim
Fiil        Birinci      İkinci     Şahıs

zaman   zaman     eki

örneğinde, fiilin çekimini adlandırırken “gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının hikayesi” deriz.

Biliyorduk (Bilmek fiilinin şimdiki zamanının hikayesi)

Çözmeliydik (Çözmek fiilinin gereklilik kipinin hikayesi)

Bazen ekfiille çekimli fiil arasına başka ekler girebilir.

“Alacak mıydı?” sözünde araya “mi” soru edatı girmiş, “açmışlardı” sözünde ise araya
“-ler” çoğul eki gelmiştir.

b. Rivayet Bileşik Zamanı

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “imiş” şekli getirilerek yapılır.

Gel –   ecek –   miş ®     Gelecekmiş
Fiil        Gelecek    Rivayet
zaman     Zaman

Geliyormuşum ® (gelmek fiilinin şimdiki zamanının  rivayeti)
Gitmeliymişiz ® (gitmek fiilinin gereklilik kipinin rivayeti)
Sorarmış ® (sormak fiilinin geniş zamanının rivayeti)
Çözmüş müymüş ® (Çözmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının rivayeti)

c. Şart Bileşik Çekimi

Fiilin basit çekiminden sonra ekfiilin “ise” şekli getirilerek yapılır.

Gel –   ecek –   se –    k    ®     Geleceksek
Fiil        Gelecek    Şart kipi
zaman

Geliyorsanız ® (gelmek fiilinin şimdiki zamanının şartı)
Gelmişseniz ® (gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş za- manının şartı)
Gelmeliyseler ® (gelmek fiilinin gereklilik kipinin şartı)
  • Ekfiilin geniş zamanda kullanılan eklerle bileşik zamanlı fiil yapılamaz.
  • Bileşik zamanlı fiillerde anlam kayması aranmaz: çünkü fiilin çekiminde daima ekfiilin zamanı hakimdir.

BİLEŞİK FİİLLER

İki veya daha fazla sözün bir araya gelerek kendi anlamlarından farklı bir anlam verecek ve bir hareketi karşılayacak biçimde kalıplaşmasıyla oluşan fiillerdir. Yapılışına göre üç grupta incelenebilir:

a. Yardımcı Fiille Yapılan Bileşik Fiiller

Bir yardımcı fiille ondan önce gelen adsoylu bir sözcükten oluşur. Yardımcı fiil olarak “etmek, olmak, eylemek, kılmak” gibi fiiller kullanılır.

Etmek

“Bu olay beni çok tedirgin etti.”

“Gelmeden önce mutlaka telefon ederdi.”

“Akşamki yemek beni rahatsız etti.”

“Her şey yoluna girer, biraz sabret.”

cümlelerinde altı çizili sözler bileşik fiildir. Bu fiillerde daha çok isim görevindeki sözcüğün anlamı hakimdir.

“Etmek” yardımcı eylemi bazı cümlelerde kendi anlamında da kullanılabilir.

“Bu ev söylendiği kadar etmez.”

cümlesinde “etmek” eylemi “değer, tutar” anlamında kullanılmıştır.

Bazen “etmek” yardımcı fiiliyle isim arasına başka sözcükler girebilir.

“Çok ağır işler yüklendi sırtına, ama şikayet bile etmedi adam.”

Bu tür fiillerde isim soylu sözcük çoğu zaman çekim eki alamaz. Ancak bazen istisnalar görülebilir.

“Hele bir dediğini yapma, sana ne işler eder görürsün.” cümlesinde “işler” sözcüğü çoğul eki almıştır.

Olmak

“Adam birden ortalıktan yok oldu.”

“Soğukta uzun süre kalınca hasta olmuş.”

“Konuşmacının sözlerine herkes mest oldu.”

“Bu küçük odaya iki gündür hapsolduk sanki.”

cümlelerinde altı çizili eylemler bileşik eylemdir.

“Kardeşim bu yıl doktor olacak.”

cümlesinde “olmak” eylemi meslek bildirmiş. Bu tür kullanımlarda da bileşik fiil yapmıştır.

“Olmak” yardımcı eylemi kendi anlamında da kullanılabilir.

“Benim de bazen hayallere daldığım olmuştur.”

“Olmak” fiilinin bileşik eylem yapıp yapmadığını anlamak için onu kendinden önceki sözcükle kullanabiliriz. Örneğin “doktor olmak” anlamlı bir fiildir de “daldığım olmak” anlamlı değildir.

Bunların dışında kullanılan “eylemek, kılmak” gibi yardımcı eylemler günümüzde yerlerini “etmek” eylemine bırakmışlardır.

Seyreyledim eşkal-i hayatı

Ben havz-ı hayalin sularında

dizelerinde altı çizili eylem “eylemek” yardımcı eylemiyle yapılan bir bileşik eylemdir.

“Sözü etkili kılmak için sözcükleri iyi seçmek gerekir.”

cümlesindeki “etkili” sözcüğü de “kılmak” yardımcı eylemiyle yapılmıştır.

b. Kurallı Bileşik Fiiller

Bunlar belli kurallara göre yapılan ve her birinin özel bir adla karşılandığı fiillerdir. Yardımcı eylemden önce bir fiil unsurunun getirilmesiyle yapılır. Dört grupta incelenir.

Yeterlik Fiili

Yapmaya gücü yetmek anlamında olan bu fiilin yapılışı “fiil + a(e) + bilmek” şeklindedir.

“Kapıyı biraz açabilir miyiz?”

“Sizinle ben de gelebilirim.”

cümlelerinde altı çizili fiiller yeterlik fiilleridir. Bu fiilin olumsuzunda yardımcı eylem tamamen ortadan kalkar.

“Soruyu kimse çözemedi.”

“Çok aradım, ama bulamadım.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler yeterlik fiilinin olumsuz şekilleridir. Görüldüğü gibi yardımcı eylem yoktur. Fiile “-ama-, -eme-” şeklinde bir ek getirilerek oluşturulmuştur.

Bazen bir fiile yeterlik fiilinin hem olumlu hem olumsuz şekilleri getirilebilir.

“Bu soruyu o da çözemeyebilir.”

Tezlik fiili

Anlamında bir çabukluk ifadesi olan tezlik fiilinin yapılışı “fiil + ı (i, u, ü) + vermek”şeklindedir.

“O kadar soruyu bir saatte çözüverdi.”

“Şu paketleri üçüncü kata çıkarıver.”

cümlelerinde altı çizili fiiller tezlik fiilidir. Bu fiilin olumsuzu, az da olsa kullanılır:

“O kadar bekledim, bana bir mektup bile yazıvermedin.”

Olumsuz bir fiilin tezlik fiili olması durumunda ise, fiil “vazgeçme, bırakma” anlamları verir:

“Adamın üzerine fazla gitmeyin, sonra bir daha gelmeyiverir.”

Sürerlik Fiili

Anlamında bir devamlılık görülen bu fiilin yapılışı

şu şekildedir: Fiil + a(e) + kalmak
durmak
gelmek

“Kavga edenlerin haline bakakaldı.”

“Sen olayı düşünedur, ben şu yazıyı müdüre verip geleyim.”

“Asırlar öncesinden süregelen bu adetleri bırakmak kolay değil.”

cümlelerinde altı çizili fiiller sürerlik fiilleridir. Bu fiillerin olumsuzları kullanılmaz.

Yaklaşma Fiili

Anlamında “az kalsın olacaktı” ifadesi görülen bu fiilin yapılışı “fiil + a(e)+ yazmak”şeklindedir; yazı dilinde pek kullanılmaz, yerel bir söyleyiştir.

“İşe giderken yolda düşeyazdım.”

cümlesinde altı çizili sözcük yaklaşma fiilidir.

c. Anlamca Kaynaşmış Bileşik Fiiller

Belli bir yardımcı fiili olmayan, sözcüklerin kendi anlamları dışında bir anlam verecek biçimde kaynaştıkları bileşik fiillerdir. Bunların büyük çoğunluğunu deyimler oluşturur.

“Tüm canlılar dile gelmişti sanki.”

“Her yeni düşünceye karşı çıkman doğru değil.”

“Burada geçen yıl meydana gelen olayda, iki kişi ölmüştü.”

“Bu davranışı, onu herkesin gözünden düşürdü.”

cümlelerinde altı çizili sözler birer anlamca kaynaşmış bileşik fiildir.

FİİLİMSİLER

Fiillerden türemiş olmakla birlikte bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Üç grupta incelenir.

a. İsim – Fiil

Fiillere “-mak, -mek” , “-ma, -me”, “-ış, -iş, -uş, -üş” eklerinin getirilmesiyle yapılır.

“O şimdi romanını bitirmekle meşguldür.”

“Size gelmeyi ben de çok istemiştim.”

“Onun yemek hazırlayışını gördün mü hiç?”

cümlelerinde altı çizili sözler isim-fiildir. Bu ekleri benzer eklerle karıştırmamak gerekir.

“Sana, bir daha buraya gelme, demiştim.”

cümlesinde altı çizili sözcükteki ek isim-fiil eki değil, olumsuzluk ekidir.

Bazı sözcükler aslında isim-fiil ekleriyle türediği halde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini kaybetmiş olabilir.

“Biraz ekmek alabilir miyim?”

“Bugün gelmediğini danışmadan öğrendim.”

“Derste yağış türlerini inceledik.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler isim-fiil değildir.

Deneme sınavlarıyla bu öğrencileri denememiz doğru değil.”

cümlesinde altı çizili birinci sözü “denememe” şeklinde kullanamayız; çünkü bu sözcük artık isimleşmiştir. Ancak altı çizili ikinci sözcük “denemememiz” şeklinde kullanılabilir; yani olumsuz yapılabilir, öyleyse fiil anlamı devam ediyor; yani bu isim-fiildir.

b. Sıfat – Fiil

Fiillere “-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş” eklerinin getirilmesiyle yapılır. Çoğu zaman sıfat görevinde kullanılır.

“Kışta açan çiçeklerin ömrü az olur.”

Öpülesi elleri vardı analarımızın.”

“Senin ne bitmez çilen varmış böyle.”

“Buralarda bir akar çeşme yok galiba.”

“Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım.”

“Bana gazetemi getirecek biri yok mu burada?”

“Onda ne yakası açılmamış sözcükler vardır.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler sıfat-fiildir.

Sıfat-fiil eklerinden “-dik” ve “-ecek” ekleri çoğu zaman kendinden sonra iyelik eki alarak kullanılır.

“Çözdüğüm soruları niçin yeniden soruyorsun?”

“Gideceğin gün belli mi?”

cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller iyelik eki almıştır.

Bu ekler aynı zamanda sıfatla hiç ilgisi olmayan kullanımlarda da görülür. Bu, daha çok dolaylı anlatımda karşımıza çıkar.

“Kitabımı sana verdiğimi unutmuşum.”

“Senin de bizimle geleceğini bilmiyorduk.”

cümlelerinde sıfat-fiil ekleri sıfatla ilgisi olmayan bir kullanımda görülüyor.

Sıfat-fiiller niteledikleri isimler düştüğünde onların yerine geçebilir.

“Benden aldıklarını ne zaman geri göndereceksin?”

“Beni arayanların adreslerini almayı unutma.”

cümlelerinde altı çizili sıfat-fiiller ismin yerine geçecek şekilde kullanılmıştır.

Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli fiillerle karışabilir.

Gideceğim bu şehirden artık.”

Gideceğim herkes tarafından biliniyor.”

cümlelerinde altı çizili sözcüklerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde “Ben gideceğim” ifadesi olduğundan çekimli fiildir. İkincisinde ise “benim gideceğim” anlamında olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil, sıfat-fiildir.

Elbette fiilden türeyip sıfat olan her sözcük de fiilimsi değildir.

Yıkık duvarların resmini çektik.”

cümlesinde altı çizili sözcük “yıkmak” fiilinden türemiştir. Ancak fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsilerin fiil anlamı devam ettiğinden olumsuz şekilleri de kullanılabilir. Biz bu sözü “yıkmayık” şeklinde kullanamayız.

Aynı cümleyi biz;

“Yıkılmış duvarların resmini çektik.”

şeklinde söyleseydik, bunu “yıkılmamış” şeklinde de ifade edebilirdik. Çünkü bu sözcük fiilimsidir.

c. Bağ-Fiil (zarf-fiil)

Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz eklerin getirilmesiyle yapılır; cümlede daima zarf olarak kullanılır.

“Kapıyı açınca karşımda onu gördüm.”

“Soruları çözdükçe konuyu daha iyi anlıyorum.”

“Bize haber vermeden gitmeyin sakın.”

“Bu kağıdı müdüre imzalatıp geri getirin.”

“Televizyon seyrederken çoğu kez uyuyakalırdı.”

“Gezdiği yerleri anlata anlata bitiremiyordu.”

“Sınıfa girer girmez öğrencileri azarlamaya başladı.”

“Sadece kitap okuyarak bu kadar bilgi kazanılamaz.”

“Köyden ayrılalı yaklaşık on yıl oldu.”

“Ders çalışmaksızın sınavı kazanacağını mı sanıyorsun?”

cümlelerinde altı çizili sözcükler bağ-fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun zarfı olmuşlardır.

Bunlar arasında yapı bakımından diğerlerine benzemeyen bağfiil eki “-ken” ekidir.

Bu ek diğer fiilimsi eklerinin aksine kendinden önce bir çekim eki alarak kullanılır. Bunun nedeni “-ken” ekinin, ekfiilin bir bağ-fiil eki olmasındandır. Hatta bu özelliğinden dolayı isimleri bile zarf yapabilir.

“Ben çocukken burada yaşlı bir çınar ağacı vardı.”

cümlesinde “-ken” eki “çocuk” ismini zarf yapmıştır. Elbette bu, bir fiilimsi değildir. Çünkü fiilimsiler fiillerden türeyen sözcüklerdir.

Bağ-fiil eklerinin diğer fiilimsi eklerinden önemli bir farkı vardır. Diğer fiilimsilerden sonra isim çekim ekleri kullanılabildiği halde bağ-fiillerden sonra hiçbir çekim eki kullanılamaz. Bazı bölgelerde “koşaraktan” gibi kullanımlar görülse de yazı dilinde böyle bir kullanım yoktur.

Fiilimsilerin cümledeki en önemli görevi yan cümlecik yapmasıdır. Bunu ileride “cümle çeşitleri” konusunda göreceğiz.

Türkçe Konu Anlatımı 6 – Sözcük Türleri 2

SÖZCÜK TÜRLERİ

B – EDAT SOYLU SÖZCÜKLER

EDAT (İLGEÇ)

Kendi başına bir anlamı olmayan, diğer söz ve söz öbekleriyle kullanıldığında anlam kazanan, çoğu zaman eklendiği söz öbeğine sıfat, zarf gibi görevler kazandıran sözcüklerdir. Kimi edatlar cümlede tek başına kullanılıyor olsa bile, anlamlı olması ancak cümle içinde kullanılmasına bağlıdır.
Edatlar, sözcük türü olarak bağlaçlara yakın olduğundan bazen onlarla karıştırılabilir. Önce karışan edatlardan başlayarak önemli olanları inceleyelim. Sınavlarda çıkan edat, bağlaç sorularının daha çok anlama yönelik olduğunu da söyleyelim.

İle

Edat olarak cümlede değişik anlamlar verecek biçimde kullanılır. Daha çok kendinden önceki sözcüğe eklenerek “- le, – la” biçiminde görülür.

“Seyahate tren ile gidecekmiş.”

cümlesinde vasıta bildirir.

“Bu gece arkadaşlarla bizim evde toplanıyoruz.”

cümlesinde birliktelik bildirir.

“Ona yaptığının doğru olmadığını güzellikle anlattım.”

cümlesinde durum bildirir.

Burada “ile”nin edat ve bağlaç oluşu arasındaki ayrımı da belirtelim.

Cümlede “ile” sözünün olduğu yere “ve” sözünü koyduğumuzda anlam bozukluğu oluyorsa “ile” edat; olmuyorsa bağlaçtır.

“Elindeki sopayla gelene geçene vuruyordu.” cümlesini;

“Elindeki sopa ve gelene geçene vuruyordu.”

şeklinde söyleyemeyiz. Öyleyse buradaki “ile” edattır.

“Çantadaki kitapla defteri masanın üzerine koydu.” cümlesini;

“Çantadaki kitap ve defteri masanın üzerine koydu.” şeklinde söyleyebiliriz; anlamda bozulma olmaz. Öyleyse buradaki “ile” bağlaçtır.

Bağlaçlarla ya da diğer sözcük türleriyle karışan başka edatlar da vardır. Bunlar “yalnız, ancak, bir, tek” gibi edatlardır. Bu sözcükler kullanıldıkları cümlelerde “sadece” anlamını veriyorlarsa edat; “fakat” anlamını veriyorlarsa bağlaç görevindedirler. Bunları cümleler üzerinde gösterelim.

“O kadından şikayet eden yalnız sen değilsin.”

“Benim sözümü bir sen dinlemezsin zaten.”

“Bu odaya ancak beş kişi sığar.”

Tek bu olay değil, daha birçok sebep var beni kızdıran.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler “sadece” anlamına geldikleri için edat göreviyle kullanılmışlardır. Aynı sözcükleri değişik görevlerde de kullanabiliriz.

“Ben gelirim, yalnız yol parasını siz ödersiniz.”

“Söylediklerine inanmıyorum, ancak benim yapabileceğim bir şey yok.”

cümlelerinde altı çizili sözcükler “fakat” anlamına geldiklerinden bağlaç olarak kullanılmışlardır.

Bunların dışındaki edatları cümlelerle gösterelim.

“Buz gibi suyu vardı bu dağların.”

“Bu kitabı geri vermek üzere alabilirsiniz.”

“Aslında onu tanımıyor değilim.

“Sabaha karşı kapı usul usul açıldı.”

“Şimdiye dek tek bir gün bile dediğin gibi davranamadı.”

“O günden sonra onu bir daha görmedim.”

“Senin bu inadın yüzünden aç kalacağız.”

“Ben oyumu senden yana kullandım.”

BAĞLAÇ

Kendi başına bir anlamı olmayan, cümlede eş görevli söz ya da söz öbeklerini hatta cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir. Bağlaçlar edatlardan farklı olarak cümle içinde bağladıkları sözlerin görevlerinde herhangi bir değişme yapmazlar, cümleden çıkarıldıklarında anlamda değişme olsa bile bozulma olmaz.

Kimi bağlaçlar bağlayacakları sözcüklerin arasında kullanılır.

“Çiçekçiden karanfil ve gül aldım.”

Bazı bağlaçlar ise bağladıkları sözcük sayısınca artarak kullanılır. Cümleye değişik anlamlar katar.

“Bana ne kalem ne defter verdiler.” (hiçbiri)

“Bana hem kalem hem defter verdiler.” (hepsi)

Bazı bağlaçlar da cümleleri bağlamakla görevlidirler. Bunlar tek yüklemle kullanılamazlar.

Mademki o bunu biliyor…”

sözü yüklemi olmasına rağmen anlamca tamamlanmış bir cümle değildir. Çünkü altı çizili bağlaç cümlede başka bir yüklemi daha gerekli kılıyor. Yani cümle;

“Mademki o bunu biliyor, niçin yanında konuşmuyoruz?”

şeklinde tamamlanabilir. Aynı özelliği aşağıdaki altı çizili bağlaçlarda da görebiliriz.

“Kitabı aldı, fakat bir daha geri vermedi.”

“Bilmiyorum, çünkü bu konuya çalışmadım.”

“Kimse onu dinlemiyor, oysa anlattıkları çok ilginç.”

“Gelecek, ama davet edilmeyi bekliyor.”

“Koşarak gara geldi, lakin tren gitmişti.”

“Yemek çok güzeldi, üstelik tatlı da yapmışlardı.”

“Okulu bitirdi, hatta dereceye bile girdi.”

Bazı bağlaçlar ise bir sözcük olmaktan çıkmış, bir söz öbeği haline gelmiştir.

“Herkes onunla alay ediyordu, ne var ki o bunu hiç önemsemiyordu.”

“Verdiği görevi yapamayacağımı anlayınca bana yardıma geldi; ne de olsa o halden anlayan biriydi.”

Bu bağlaçların dışında özelliği olan, yazımı yönünden eklerle karışan bağlaçlar da vardır. Bunların en önemlileri “de” ve “ki” bağlaçlarıdır.

“De” bağlacı

Cümlede başka şeylerin de olduğu anlamını veren ya da çekimli fiillerden sonra gelen “de”ler bağlaçtır. Kendinden önceki sözcükten ayrı yazılır, kendinden sonra hiçbir ek almaz. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz, ancak biraz daralır. Hal eki olan “-de” eki ise yer ve zaman bildirir, cümleden hiçbir zaman çıkarılamaz.

“Bahçede meyve ağaçları da vardı.”

cümlesinde “Bahçede” sözündeki “-de” hal ekidir. Çünkü yer bildiriyor; “nerede” sorusuna cevap veriyor. “meyve ağaçları da” sözündeki “da” bağlaçtır.

Çünkü cümlede ağaçlardan başka şeylerin de olduğunu bildiriyor. Ayrıca,

“Bahçe meyve ağaçları da vardı.” dediğimizde anlam bozulduğu halde, “Bahçede meyve ağaçları vardı.” cümlesinde anlam bozulmaz.

“Size geldim de seni bulamadım.”

“Çok çalıştı da kazandı.”

“Ki” bağlacı

Türkçede iki tür “ki”nin olduğunu biliyoruz. İsmin yerine geçene ve sıfat görevinde bulunana, ilgi eki denir. Bağlaç görevinde bulunan “ki” daha çok, açıklama yapılırken kullanılır ya da çekimli fiillerden sonra gelerek cümleye değişik anlamlar kazandırır. Daima ayrı yazılır ve kendinden sonra hiçbir ek almaz.

“Baktı ki çalışmak zor, işi bıraktı.”

“Bildiğini anlat ki gerçekleri görelim.”

“Üsküdar ki en eski yerleşim yerlerindendir, hala çok sakindir.”

cümlelerinde “ki”ler bağlaçtır.

“De” ve “ki” bağlaçları daha çok yazım kurallarında sorulur.

“İse” bağlacı

Cümlede daha çok karşılaştırma anlamı veren bir bağlaçtır. Bazen kendinden önceki sözcüğe eklenerek kullanılır.

Örneğin;

“ Hediyeyi annem beğendi, babamsa hiç önemsemedi.”

cümlesinde altı çizili ek bağlaçtır. Bu bağlacı şart anlamı veren “-se, -sa” ekiyle karıştırmamalıyız. Şart anlamı veren ek kendinden sonra ek aldığı halde, bağlaç, kendinden sonra hiç ek almaz. Üstelik şart anlamı da vermez.

“Sattıkları ev bu ev ise satın alalım.”

cümlesinde “ise” şart anlamında olduğu için bağlaç değildir. Ancak;

“Sattıkları bahçe güzeldi, ev ise pek işe yaramazdı.”.

cümlesindeki “ise” bağlaçtır. Çünkü şart bildirmeyip karşılaştırma bildiriyor.

ÜNLEM

Kendi başına bir anlamı olmayan, söz içinde, sevinme, korku, özlem, kızma gibi duyguları anlatan ya da seslenme bildiren sözcüklerdir. Söyleyişe göre anlam değişmesine uğrar.

–  Yoo, ona dokunma!

–  Eh, ben sana gösteririm!

–  Ah haddini bilmez!

cümlelerindeki altı çizili sözcükler ünlemdir.