Cevapla  Konu Gönder 


Olasılık ve Tümevarım
Yazar Mesaj
deLi_yüReK
O Şimdi Asker
*****


Mesajlar: 301
Grup Mc Üye
Katılım: Feb 2007
Durum: Çevrimdışı
Rep Gücü: 7
Mesaj: #1
Olasılık ve Tümevarım

Sık sık yinelenme şeklindeki olasılık yorumu, olasılık kuramı içerisinde iki işleve
sahiptir. İlki, sık sık yinelenme bir olasılık ifadesinin temellendirilmesinde kullanılır; bu,
bizim anılan ifadeye inanmamız için bir neden sağlar. İkincisi, sık sık yinelenme olasılık
ifadelerinin doğrulanmasında kullanılır. Bir diğer deyişle, o, anılan ifadeyi anlamlandırma
ereği taşır. Bu iki işlev aynı değildir. Hareket noktamız olan sık sık yinelenişin
gözlemlenmesi, yalnızca olası bir sonuç çıkarmanın temelidir; biz gelecek gözlemlere ilişkin
başka bir sık sık yinelenişi ifade etmeye yöneliriz. Olası bir sonuç çıkarma, bilinen bir sık sık
yinelenişten bilinmeyene doğru yapılır; onun önemi de bu işlevden kaynaklanır. Olasılık
ifadesi, öndeyiyi besler, onu istememizin nedeni de budur.
Tümevarım sorunu, bu oluşumla birlikte ortaya çıkar. Olasılık kuramı, tümevarım
sorununu da içerir ve olasılık sorununun çözümü, tümevarım sorununa yanıt verilmeksizin
sağlanamaz. İki sorunun birbiriyle ilişkisi iyi bilinir. Nitekim Peirce gibi filozoflar tümevarım
sorununun çözümünün olasılık kuramında bulunacağı düşüncesini ileri sürmüşlerdir. Ne var
ki, tersine ilişki de kurulmuştur. O halde, ihtiyatlı olmak koşuluyla, her iki sorunun
çözümünün de aynı kuram içerisinde verilebileceğini ileri sürelim.
Olasılık sorununu tümevarım sorunu ile birleştirirken, biz, herhangi bir tereddüde yer
vermeden matematikçilerin deneysel belirlenim (determination a posteriori) dedikleri olasılık
derecesinin belirlenimi lehinde karar vermiş oluruz. Biz deneysel belirlenim ile istatistiksel
açıdan gözlemlenen göreceli sık sık yinelenişin, dizilerin geleceğe yönelik herhangi bir
uzantısı için de yaklaşık olarak geçerli olabileceği bir süreci anlıyoruz. Bu düşünceyi kesin bir
formülle açıklayalım. A ve A gibi bir olgular dizisi varsayalım; n olguların sayısını, m de
olguların içerisindeki A tipindeki olguların sayısını göstersin. Bundan göreceli sık sık
yineleniş için şu formülü elde ederiz.
hn =nm.
Artık deneysel belirlenim varsayımı açıklanabilir:
Dizilerin s olguları (s>n) sayısınca uzatılabilmesi için göreceli sık sık yineleniş
hn civarında küçük bir aralıkta kalacaktır; bir diğer deyişle, biz, ilişkinin şöyle olduğunu
düşünmekteyiz:
hn- є ≤ hs ≤ hn+ є, burada є en küçük sayıdır.
Bu varsayım tümevarım ilkesini formüle eder. Bizim formülümüzün tümevarım
ilkesini geleneksel felsefede alışılmış olandan daha genel bir biçimde ifade ettiğini
ekleyebiliriz. Olağan formül şöyledir: Tümevarım n defa ortaya çıkan bir olayın daha sonraki
tüm zamanlarda ortaya çıkacağı şeklindeki varsayımdır. Bu formülün hn= 1 durumuna
karşılık olarak bizim formülümüzün özel bir durumu olduğu apaçıktır. Biz araştırmamızı bu
özel durum ile sınırlandıramayız, çünkü genel durum pek çok sorunda ortaya çıkar.
Bunun nedeni şu gerçekte, olasılık kuramının olasılığın sık sık yinelenme
tanımlamasını gerektirmesinde bulunabilir. Bizim formülümüz, sık sık yinelenme sınırının
hn civarında bulunmasının zorunlu bir koşuludur; buna eklenmesi gereken bir başka şey de
küçük de olsa, her є için konulduğu türden bir hn ’nin bulunmasıdır. Eğer bu düşünceyi
varsayımımıza dahil edersek tümevarım koyutumuz (postülamız) gözlenen değerden çok
farklı olmayan göreli sıklığın bir sınırının olduğu hipotezine dönüşürdü.
Bu varsayımın daha açık bir çözümlemesini vermeye girişirsek, bu tek şeyin daha
fazla kanıta gereksinimi yoktur. Ortaya konulan formül bir döngü (tautology) değildir.
Gerçekten de, h8 ’in hn ± є aralığı içerisinde kalmasının mantıksal bir zorunluluğu yoktur;
biz bunun gerçekleşmeyeceğini kolayca düşünebiliriz.
Tümevarımın döngüsel olmayan niteliği uzun bir süredir bilinmektedir. Bacon
tümevarımın öneminin bu niteliğine bağlı olduğunu vurgulamıştır. Eğer tümevarımsal çıkarım
tümdengelimsel çıkarımın aksine bize yeni bir şey öğretebiliyorsa, bu, onun bir döngü
olmamasındadır. Bununla birlikte bu faydalı nitelik, tümevarımın bilgikuramsal güçlüklerinin
temeli olmuştur. İlkeyi bu yönden ilk eleştiren David Hume’du; o, herkes tarafından kabul
edilmesine, genel bir kabul görmesine karşın, tümevarımsal çıkarımın belirgin güçlüğünün
temellendirilemezliği olduğunu gösterdi. Biz tümevarıma inanırız; tümevarımsal çıkarımın
geçerliliğini mantıksal olarak kanıtlamanın olanaksız olduğunu bildiğimizde bile bu inancı
ortadan kaldıramayız. Fakat mantıkçılar olarak bizim, bu inancın bir aldatmaca olduğunu
kabul etmememiz gerekir. Hume’un eleştirisinin vardığı sonuç da böyledir. Hume’un
tümevarıma karşı çıkışını iki madde halinde özetleyebiliriz:
1. Tümevarımsal çıkarımın geçerliliğini ortaya koyacak mantıksal bir kanıta
sahip değiliz.
2. Tümevarımsal çıkarım konusunda deneysel (a posteriori) hiçbir kanıt
yoktur. Böylesi bir kanıt, kanıtlayacağı ilkenin kendisini ön koşul olarak
gerektirecektir.
Tümevarım ilkesine Hume’un yönelttiği eleştirinin bu iki direği, iki yüz yıldır
sarsılmadan ayakta kaldı ve sanırım bir bilim felsefesi varolduğu sürece de ayakta kalmaya
devam edecektir.
Tümevarımsal çıkarım göz ardı edilemez; çünkü ona eylem için gereksinimimiz
vardır. Tümevarımsal bir varsayımı filozofun onayına yaraşır olmadığını düşünmek, kabul
etmekte ciddi tereddüt göstermek, deneyim ile öndeyi arasındaki uçurumu kapamaya
çalışanların girişimlerini küçümser bir gülücükle karşılamak, ucuz bir öz yanılgıdır. Böylesi
yüksek bir felsefenin havarileri, kuramsal tartışma alanından çıkıp gündelik yaş***ın en
sıradan eylemlerine yönelir yönelmez, her yeryüzüne dönük zihin kadar emin bir biçimde
tümevarım ilkesini izler. Her eylemde ereğimizin gerçekleştirilmesine yönelik çeşitli araçlar
bulunur; seçim yapmamız gerekir ve tümevarım ilkesine uygun olarak karar veririz. İstenen
sonucu kesinlikle meydana getirecek hiçbir araç bulunmasa da biz işi şansa bırakmayız ve
tümevarım ilkesinin gösterdiği araçları tercih ederiz. Direksiyonun başına oturup otomobilin
sağa gitmesini istersek direksiyonu niçin sağa kıvırırız? Otomobilin direksiyona uyması için
bir kesinlik yoktur; nitekim hep böyle davranmayan otomobiller de vardır. İyi ki bu gibi
durumlar birer istisnadır. Fakat tümevarım ilkesini dikkate almaz ve direksiyonun
döndürülmesiyle ortaya çıkan sonucun bizce hiç bilinmediğini düşünecek olursak,
direksiyonu sola da kıvırabiliriz. Bunu böyle bir girişimde bulunun diye söylemiyorum.
Trafikte uygulamaya sokulan kuşkucu felsefe oldukça nahoş sonuçlar doğurabilir. Fakat şunu
söyleyeyim, otomobilini her kullandığında ilkelerini bir kenara atan filozof, kötü bir
filozoftur.
Tümevarım inancının bir alışkanlık olduğunu göstermek, onu temellendirmek değildir.
O bir alışkanlıktır; ancak sorun onun iyi bir alışkanlık olup olmadığıdır. Burada iyi, gelecek
olaylara yönelik eylemlerin ereği için faydalı olan anlamına gelmektedir. Bir adam bana
Socrates’in bir insan olduğunu ve her insanın da ölümlü olduğunu söylerse, Socrates’in
ölümlü olduğuna inanma alışkanlığına sahip olurum. Buna rağmen bunun iyi bir alışkanlık
olduğunu bilirim. Eğer birisi, Socrates ölümlü değildir gibi bir duruma inanma alışkanlığına
sahip olmuşsa, ona, bunun kötü bir alışkanlık olduğunu gösterebiliriz. Benzer soru,
tümevarımsal çıkarım için de sorulmalıdır. Eğer onun iyi bir alışkanlık olduğunu
gösteremezsek, bu durumda ya onu kullanmayı bırakmalı ya da felsefemizin başarısız
olduğunu içtenlikle kabul etmeliyiz.
Bilim belgelerin döngüsel dönüşümüyle değil, tümevarımla ilerler. Bu nedenle,
Francis Bacon, Aristoteles hakkında söylediklerinde haklıdır. Fakat yeni mantığın (novum
organon), yani tümdengelime karşı tümevarımın, eski mantık (organom) yani tümdengelim
mantığı kadar iyi bir temellendirilmesi gerekir. Hume’un eleştirisi deneyciliğe (empiricism)
karşı çok güçlü bir darbe idi; eğer önselci akılcılığın (a prioristic rationalism) ya da
kuşkuculuğun uyuşturucu hapları aracılığıyla zihnimizi aldatmak istemiyorsak, tümevarımsal
çıkarım konusunda tümdengelimsel mantığın biçimci temellendirilmesi kadar iyi bir savunma
bulmamız gerekir.
Tümevarım İlkesinin Temellendirilmesi:
Şimdi Hume’un olanaksız gördüğü tümevarımın temellendirilmesini vermekle işe
başlayalım. Bu araştırmayı yaparken öncelikle Hume’un karşı çıkışlarının kesin bir biçimde
neyi kanıtladığı sorusunu soralım.
Hume, tümevarımsal çıkarımın doğrulanmasının, ancak ve ancak tümevarımsal
çıkarımın başarıya ilettiğini göstermemiz halinde sağlanabileceği varsayımı ile işe başladı. Bir
diğer deyişle, Hume göre tümevarımsal çıkarımın her geçerli uygulaması, sonucun
doğruluğunu göstermeyi gerektirir. Onun yukarıda iki maddeyle özetlenen karşı çıkışı
doğrudan doğruya yalnızca sonucun doğruluğu sorunuyla ilişkilidir. Bu yüzden onlar,
sonucun doğruluğunun gösterilemeyeceğini kanıtlar. Şu halde iki maddede özetlenen karşı
çıkış, sadece Hume’un varsayımı geçerli olduğu takdirde kabul edilebilir (valid). İncelememiz
gereken işte bu sorundur: Tümevarımsal çıkarımın temellendirimesi için onun sonucunun
doğru olduğunu göstermek zorunlu mudur?
Oldukça basit bir çözümleme, bize bu varsayımın tutunamayacağını gösterir. Elbette
sonucun doğruluğunu kanıtlayabilseydik, tümevarımsal çıkarım temellendirilmiş oldurdu,
fakat onun aksi doğru değildir. Tümevarımsal çıkarımın temellendirilmesi sonucun
doğrulanmasını gerektirmez. Sonucun doğrulanması tümevarımın temellendirilmesinin
zorunlu koşulu değil, sadece yeterli koşuludur.
Tümevarımsal çıkarım bize, geleceğe ilişkin en iyi varsayımı sağlayacak bir işlemdir.
Gelecek hakkında doğruyu bilmesek de, bu konuda en iyi varsayım, yani bildiklerimize göre
en iyi bir varsayım bulunabilir. Tümevarım ilkesi için böyle bir özelliğin belirlenip
belirlenemeyeceğini sormamız gerekir. Böyle bir şeyin olası olduğu ortaya çıkarsa,
tümevarım ilkesi temellendirilmiş olacaktır.
Bir örnek uslamlamamızın mantıksal yapısını gösterecektir. Bir adam, ciddi bir
hastalıktan acı çekiyor olabilir; doktor bize şöyle der: ‘Ameliyatın adamı iyileştirip
iyileştiremeyeceğini bilmiyorum; fakat bir çare varsa, o da, ameliyattır.’ Böyle bir durumda
ameliyat temellendirilmiş olur. Elbette ameliyatın adamı iyileştireceğini bilmek daha iyi
olurdu. Fakat bunu bilmiyorsak, doktorun ifadesinde belirtilen bilgi, yeterli bir
temellendirmedir. Eğer başarının yeterli koşullarını sağlayamıyorsak, en azından zorunlu
koşullarını kavramalıyız. Tümevarımsal çıkarımın, başarının zorunlu koşulu olduğunu
gösterebilseydik, tümevarım temellendirilmiş olurdu. Böylesi bir kanıt, tümevarımın
temellendirilmesi konusunda ortaya konabilecek talepleri karşılardı.
Bu durumda görünüşe göre, bizim örneğimizle tümevarım arasında büyük bir farklılık
vardır. Doktorun uslamlaması, tümevarımı gerektirir. Onun yaş***ı kurtarmanın olası tek
yolunun ameliyat olduğunu bilmesi, diğer tüm deneysel nitelikli ifadeler gibi, tümevarımsal
genellemelere dayanır. Fakat biz, yalnızca uslamlamamızın mantıksal yapısını betimlemek
istedik. Eğer böylesi bir uslamlamayı, tümevarım ilkesinin bir temellendirilmesi olarak
görmek istersek, tümevarımın başarının zorunlu koşulu olma özelliğini tümevarıma
başvurmadan (does not presuppose) kanıtlamak gerekir. Böyle bir kanıt ortaya konabilir.
Bu kanıtı düzenlemek istiyorsak, tümevarımın ereğini belirlemekle işe başlamalıyız.
Bizim genellikle tümevarımla geleceği öngörme amacını güttüğümüz söylenir. Bu tanımlama
(determination) belirsizdir; biz bunu yerine nitelikçe daha kesin bir formül ortaya koyalım.
Tümevarımın ereği, oluş sıklığı belirli bir limite doğru yaklaşan olgular dizisi
belirlemektir.
Biz bu formülü seçtik; çünkü bizim olasılıklara gereksinimimiz olduğunu ve olasılığın
sık sık yinelenmenin sınırı olarak tanımlanmasının gerekli olduğunu gördük. Bu durumda
bizim tümevarımın ereği konusundaki belirlememiz, olasılık yöntemlerini uygulamamıza
olanak verecek şekilde sağlanır. Tümevarımın ereğinin bu şekilde belirlenişini, genellikle
kabul edilen belirlenişlerle karşılaştırırsak, ereğin dar bir alanla sınırlandırılmayıp
genişletildiği ortaya çıkar. Bizim genellikle “geleceği öngörme” olarak adlandırdığımız şey,
özel bir durum olarak bizim formülümüzde yer alır; her A olgusundan sonra B olgusunun
geldiğini kesin olarak bilme durumu, bizim formülümüzde sık sık yinelenişin limitinin sayısal
değerinin 1 olduğu bir duruma karşılık olacaktır. Hume yalnızca bu durumu düşündü. Bu
nedenle bizim araştırmamız Hume’unkinden, tümevarımın ereğini genel bir kalıp içinde
kavradığı için ayrılır. Fakat biz, tümevarım ilkesini sıklığın limitini belirleme aracı olarak
belirlersek herhangi bir olası uygulamayı göz ardı etmiş sayılmayız. Eğer sıklığın sınırına
sahip olursak, Hume tarafından düşünülen durumu da içeren istediğimiz her şeye sahip
oluruz. Bu durumda biz, en genel formu içinde doğa yasalarını elde ederiz; bu yasalara hem
istatistik yasaları hem de sözü edilen nedensel yasalar dahildir ve bu sorunun (nedensel)
yasalar istatistik yasaların sıklık limitinin sayısal 1 değerine karşılık olan özel bir durumundan
başka bir şey değildir. Bu nedenle biz, sıklığın limitinin belirlenmesini tümevarımsal
çıkarımın ereği olarak düşünme hakkına sahibiz.
Bu ereğin herhangi bir biçimde elde edilebilirliğinin bir garantisine sahip olmadığımız
açıktır. Dünya öyle düzensiz olabilir ki, limiti olan diziler oluşturmamız imkansız olabilir.
Limiti olan diziler oluşturmamızı sağlayacak kadar düzenli bir evren için “öngörülebilir”
kavramını kullanalım. Bu durumda evrenin öngörülebilir olup olmadığını bilmediğimizi itiraf
etmeliyiz.
Eğer evren öngörülebilir ise tümevarım ilkesinin mantıksal işlevinin ne olacağını
sormalıyız. Bu amaçla limit tanımını ele almalıyız. hn olarak sıklık, hn ’nin p ± є içerisinde
ve dizinin geri kalanının da bu aralık içinde bulunacağı şekilde, her belirli є’na karşılık bir
n’nin olması halinde, P’de bir limite sahiptir. Bununla bizim tümevarım ilkesine yönelik
formülümüzü karşılaştırırsak, limit tanımından şunu çıkarsayabiliriz: Eğer bir limit varsa,
tümevarım ilkesinin kendisinden hareketle limitin doğru değerine ilettiği dizilere ait bir öğe
bulunmalıdır. Bu anlamda tümevarım ilkesi, limitin belirlenmesinin zorunlu koşuludur.
İstatistiğimizin sağladığı sıklığa karşılık hn değeriyle karşılaşırsak bu n’nin є’na “yaklaşım
yeri” n ile özdeş ya da onun ötesinde olacak kadar geniş olup olmadığını bilmediğimiz
doğrudur. Bizim n’miz henüz yeterince geniş olmayabilir; fakat n’den sonra P’den, є’dan
daha büyük bir sapma olabilir. Buna şöyle yanıt verebiliriz: Biz hn ’de durmak zorunda
değiliz; işlemimizi sürdürebilir ve elde edilen hn ’i en iyi değerimiz olarak ele alabiliriz. Eğer
herhangi bir limit varsa, bu işlem bir ara doğru değer olan P’ye iletmelidir; bu işlemin bir
bütün olarak uygulanabilirliği P’de bir limitin bulunmasının zorunlu koşuludur.
Bunu anlamak için karşıt türden bir ilke tasarlayalım. hn ’e ulaşılması halinde hep
sıklık limitinin a’nın sabit değişmez olduğu hn +a’da bulunduğu varsayımını oluşturan
birisini düşünelim. Eğer bir adam, n’i artırmak için işlemini sürdürürse, limiti kaçıracağı
muhakkaktır; eğer bir limit varsa bu işlemin bir ara yanlış olması gerekir.
Şimdi zorunlu koşulun daha iyi bir formülünü elde ettik. Biz bir tek hn için bir tek
varsayımda bulunmamalıyız; tümevarımsal türden sürekli varsayımlarda bulunma işlemini
hesaba katmalıyız. Bu işlemin uygulanabilirliği aranan zorunlu koşuldur.
Zorunlu koşulu oluşturan yalnızca bütün işlem ise bu düşünceyi önümüzde duran
bireysel duruma nasıl uygulayabiliriz? Biz gözlemlediğimiz bireysel olan hn ’in yaklaşma
noktasında є’dan daha az ayrılıp ayrılmadığını bilmek isteriz; bu ne garanti edilebilir ne de bir
limitin varlığının zorunlu koşulu olarak adlandırılabilir. Öyleyse bizim zorunlu koşul
kavramımız, bireysel durum için ne ifade etmektedir? Öyle görünüyor ki, sözünü ettiğimiz
bireysel durum açısından kavramın herhangi bir uygulama alanı olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Bu güçlük kesin anlamıyla sıklık yorumunun bir tek duruma uygulanması sırasında
karşılaştığımız güçlüğe benzer. Bu güçlük diğer sorunlarda kullanılmış bir kavramın işin içine
sokulmasıyla ortadan kaldırılabilir. Bu kavram tahminde bulunma (posit) kavramıdır.
Şayet hn olarak sıklığı gözlemlesek ve onu limitin yaklaşık değeri olarak kabul etsek,
bu varsayım doğru bir ifade biçiminde kabul edilmez; çünkü bu, bir bahiste yaptığımız türden
bir tahminde bulunmaktır. Biz, hn ’i limitin değeri olarak koyarız; yani tıpkı zarın yüzeyine
para koyduğumuz gibi hn üzerine oynarız; hn ’in en iyi bahsimiz olduğunu biliriz ve
dolayısıyla ona oynarız. Bununla birlikte burada zar atımında gerçekleşen bahis türü
bakımından bir farklılık bulunmaktadır.
Zar örneğinde bahse ait ağırlığı biliriz; bu olasılık derecesiyle sağlanır. 1 sayısıyla
numaralanmış yüzün dışındaki bir başka yüze oynarsak bu oyunun ağırlığı 5/6’dır. Bu
durumda biz, ağırlığı saptanmış bir bahisten ya da kısaca saptanmış bahisten söz ederiz.
hn üzerine oynadığımızda, biz onun ağırlığını bilemeyiz. Bu yüzden onu kör bahis
(blind posit) olarak adlandırırız. Onun en iyi bahsimiz olduğunu biliriz; fakat onun ne kadar
iyi olduğunu bilmeyiz. Belki de o en iyi bahsimiz olsa da oldukça kötü bir bahistir.
Buna karşın kör bahis düzeltilebilir. Dizilerimizi sürdürmekle hn ’in yeni değerini elde
ederiz; hep son hn ’i seçeriz. Böylece kör bahis yaklaştırıcı türdendir; sıklığın bir limiti
bulunsun diye bu türden bahislerde bulunma ve onları düzeltme yönteminin zamanla başarıya
iletmesi gerektiğini biliriz. Kör bahsin temellendirilmesini sağlayan işte bu düşüncedir.
Betimlenen işlem, öngörme yöntemi olarak adlandırılabilir. Bahsimiz olarak hn ’i
seçtiğimizde, n’in yaklaşma yeri olduğu durumu önceden görürüz. Bu öngörü ile yanlış değeri
de elde edebiliriz; eğer bir limit varsa sürekli öngörünün doğru değere iletmesi gerektiğini
biliriz.
Bu hususlar tümevarımsal çıkarımın mantıksal yapısının daha kesin bir formülüne
iletmektedir. Bizi sıklığın limitine götürecek bir yöntem varsa bunun tümevarım ilkesi
olduğunu belirtmeli; sıklığın bir limit varsa onu bulmanın zorunlu koşulunun tümevarım
ilkesi olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü n C düzeltimini kullanan başka yöntemler vardır. Eğer
limiti bulmak istiyorsak dizinin sayılarından birini seçmenin zorunlu olduğu türden bir eşit
koşullar dizisi bulunmaktadır ve bir limit varsa, dizinin sayılarından her birisi onu ortaya
çıkartmak için uygun bir yöntemdir. O halde, tümevarımsal ilkenin uygulanabilirliği, sıklığın
bir limitinin bulunmasının zorunlu koşulu olduğunu söyleyebiliriz.
Eşit araçlar dizisinin üyeleri arasında tümevarımsal ilke lehindeki karar, en az risk
taşıma niteliğine işaret etmek suretiyle temellendirilebilir; her şeye karşın bu kararın büyük
bir önemi yoktur. Çünkü bütün bu yöntemlerin yeterince sürekli iseler aynı limit değerine
iletmeleri gerekir. Bununla birlikte unutulmaması gerekir ki, olan biteni zihinsel olarak görme
yöntemi, sözü fazla uzatmadan, dizinin bir üyesi değildir; çünkü burada gerçekleşen n C
düzeltiminin sıfıra yaklaşma koşulunu yerine getirip getirmediğini bilmemekteyiz. İlkin
bunun kanıtlanması gerekir ve ancak tümevarım ilkesi, yani dizinin üyesi olduğu bilinen bir
yöntem kullanmak suretiyle kanıtlanabilir. Bu nedenledir ki, olup biteni zihinsel olarak
görmenin bütün bâtınî (içsel) iddialara karşın tümdengelim ilkesi ile bilimsel yöntemlerin
denetimine sokulması gerekir.
Açıklanan bu çözümlemede Hume’un sorununun çözümünü görmekteyiz. Hume,
tümevarımsal çıkarımın temellendirilmesi için sonucun doğru olduğu hakkında kanıt isterken
aslında çok fazla şey istemektedir. Onun tümevarıma eleştirilerinin gösterdiği şey, sadece
böylesi bir kanıtın gösterilemeyeceğidir. Bununla birlikte biz, tümevarımsal çıkarımı, doğru
bir ifadeyi elde etme iddiasıyla yapmayız. Bizim elde ettiğimiz bir bahistir; çünkü o,
uygulanabilirliği öndeyiler olasılığının zorunlu koşulu olan bir işleme karşılık gelir; doğru
öndeyilere erişmek için yeterli koşulları yerine getirmek gücümüz dahilinde değildir. Bırakın
en azından bilimin bu özünlü ereğini gerçekleştirmek için zorunlu koşulu yerine getirmeyi
başarmakla mutlu olalım.

alıntı


Matematik aşk gibidir: Basit bir fikir, fakat her an karmaşıklaşabilir.
01-11-2007 00:31
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle

Forumlar Arası Geçişi

eXTReMe Tracker
Matematikcafe.net sitesi istatistik amaçlı server logları dışında kişisel bilgilerinizi elde etmez veya barındırmaz.Ancak sitede mevcut bulunan reklam yayınları aracılığıyla, reklam verilerinin toplanması için cookie ve web beacon kullanılıyor olabilir. Bu tamamen sizin izninizle gerçekleşiyor olup, isteğiniz dahilinde internet tarayıcınızın ayarlarını değiştirerek bunu engellemeniz mümkündür.